Süper Baba'nın müziğini flütle çalmışsanız
LC Waikiki veya benetton tüm renkleriyle kıyafetlerinizde önemli markalar olduysa...
SHOW TVnin müziğini hala hatırlıyorsanız dup dıbu dıp dıp dıbı dıp dum...Tabi ki bir de :İyi TV eyç bi bi, eyç bi bi iyi TV
önce hüplet sonra gümlet hayat felsefeniz olmuşsa
Bizimkiler dizisi ertesi gun okul oldugunu bi sureligine unutturduysa
Parliament pazar gecesi sinemaları müziğini duyduğunuzda içinizde hala garip duygular uyanıyorsa (yarın okul var hüznü, ailenin seni yatırıyor olmasına duyduğun kızgınlık, o güzel mavinin romantizmi...)
Polis Akademisindeki her sesi çıkaran adama hayranlık duyuyorsanız
Elm sokağında kabus yüzünden hala yatağın altına bakmaktan korkuyorsanız
Chucky yüzünden en sevdiğiniz oyuncağınızı bile göz önünden kaldırmışsanız
Okulda coca-cola kutusunu ezip mac yaptiysaniz (kızlar yan yatırıp üstüne tam ortasına ayagı yerlestirip ustune basıp yururlerdi, topuklu ayakkabı gibi olurdu)
Apartmanin altindaki zil veya taksi diafonuna basmak müthiş heyecanlı bir yaramazlıksa
Dört tekerlekli ayakkabının üstüne takılan patenlerden sonra roller bladeler size büyüleyici geldiyse
Bakkala gönderilmenin en güzel yanı küçük sarellenin dibini minik plastik kaşığıyla kazımak veya leblebi tozu yiyip konuşmaya çalışmaksa
Aterideki ördek vurmaca oyununda silahın nasıl çalıştığına hala kafa yoruyorsanız
Işıklı spor aykkabılar hava atmanın önemli bir unsuruysa
Bayramda harçlıklarla aldığınız ilk şey kinder süpriz yumurtasıysa(kağıdını tırnakla yırtmadan dümdüz yapmak da sabır ister doğrusu)
Clementine sizde derin izler bırakmışsa
Kasete kayit yapilabilmesi icin alt tarafinda bulunan karelerin bantla kapatilmasi gerektiğini öğrenmenin önemini biliyorsanız
Commodore 64de tornavidayla kasetin kafa ayarını yaptıysanız
Anne saat kaç, simiiit, birdir bir, çay kahve gazoz, akşam ebesi, dansa davet, çatlak patlak, yakan top gibi kalabalık oynanan sokak oyunlarından sonra anneniz sizi balkondan yemeğe çağırmışsa
bandıra bandıra ye beni şarkısını hızlı söylemeye çalıştığınız günler varsa
Rönesans sanatçılarını ilk kez Ninja Kaplubağaların ismi olarak tanıdıysanız
Tele On diye bir kanalı hatırlıyorsanız
Haftasonları çizgi film izlemek için errken kalkmanın ne demek olduğunu biliyorsanız
Şirinler geyiğini arkadaşlarınızla mutlaka çevirdiyseniz (Şirine aslında Gargamel tarafından yapıldı...)
Beğenseniz de beğenmeseniz de tüm çizifilmleri art arda izliyorduysanız
Bir Başka Gece çocukluk hayatınızdaki en görkemli şovsa
Pazar geceleri yıkanma günüyse
Seden Gürelin neden öyle giyindiğini şimdi sorguluyorsanız
Müzik yelpazesi hayatınıza büyülü yabancı müzisyenler kattıysa
Bir sanal bebeğiniz olmuşsa,
Tetrisi süper hızla oynayabiliyorsanız,
MIRC ergenliğinizin önemli bir parçası olmuşsa(a/s/l ne demek biliyorrsanız)
ICQ nun 11 haneli rakamını ezberlemeye çalışmışsanız.
Pili bitmesin diye kasetleri kalemle havada sarmışsanız,
Çizgifilm şarkılarının ingilizce veya japonca olsa da ezberlemişseniz
Kokulu silgiye, deftere, kaleme harçlığınızı yatırdıysanız.
Eti Cin, Eti Puf, ABC, Balık Kraker, Negro, Bonibon, Topitop, Yumiyum...vb çok seviyorsanız ve her zaman yeme kabiliyetiniz varsa
Sulugözü düşününce bile ağzınız sulanıyorsa
Küçük bir kızsanız Sindy ile Barbieyi karşılaştırıyorduysanız
Tsubasayı ve küre biçimindeki sahanın sonundaki dev kaleyi hatırlıyorsanız
Hey Corç versene borç deyince cevabı hemen yapıştırabiliyorsanız
Macarena dansını yapabiliyorsanız
TV den çekilmiş çizgifilmli sayısız kere izlediğiniz VHS leriniz varsa
Telefonların jetonla çalıştığını hatırliyorsanız
İstop diye bağırdığımızda renk yakalamaya çalışırken onun aslında stop olduğunu uzun zaman önce çözmüşseniz
Saçları renkli ve uzun patlak gözlü çirkin trolleri bile bir furyada satın almışsanız.
Capri Sun ın reklamı ve melodisini hatırlıyorsanız.
Power Rangersın renklerini hatırlıyorsanız
Olacak O kadar, Yaseminin penceresi, Hadi Anlat Bakalım, Adam Olacak Çocuk, Saklambaç.. gibi programları hatırlıyorsanız.
Lambadanın müziği kulağınızda çalabiliyorsa
Nereye çufçufluyoruzun kimin dediğini biliyorsanız.
Sayısız joystik kırdıysanız ve gün gelince artık joystik satılmadığını fark ettiyseniz
En sevdiğiniz sayı altıysa
Mon Ami 48 lik boyalardaki altın ve gümüş renkleri statü sembolüyse
Gençlik hayaliniz Beverly Hills teki havuzlu arabalarsa.
Uhuyla oynamanın zevkini biliyorsanız
Kolalı jelibonun önce kapağını yediyseniz
annenizin poşetler dolusu taso,misket, sporcu kağıtları, gazoz kapaklarını attığını öğrenince ağladıysanız
Peçete, kağıt, poşet vb... koleksiyonu yapmışsanız
Çocukluğumuza dair nostalji zamanı
EVET YAŞLANIYORUZ
Nostalji..
| 27 Kasım 2007 Salı
Özlemek ;)
| 15 Kasım 2007 Perşembe
Bu aralar sık sık özlüyorum seni..
içimde sudan sonra susuzluk sessizliği..
içimde bir yangının doyasıya yanmışlığı
Yangın sonrası Kül kokusu ve sıcaklığı
Aşkın en tatlı yeri
içimin yangın yeri..
Biliyorum..
Evet cok iyi biliyorum..
Seni öylesine seviyorum..
Az buz değil .. ölçüsü yok
biliyorum ama belirtemiyorum..
Seviyorum
gülüşünü duruşunu
kalbinin kalbime vuruşunu..
içinde senin olduğun mutluluğu..
Seviyorum..
Hiçbirisi olmasa bile
Sadece seni..
Sen olduğun için..
Seviyorum..
Tutuşuyorum..
Aklıma sen düşüyorsun..
Hayaline gülümsüyorum..
Seninle bir geleceğin hayali..
Birlikte gelinen yolun başı..
Gezilen yerlerde bırakılan her bir An'ı
ikimize aynı anda çarpan rüzgarı..
paylaşabileceğimiz ve paylaştığımız ne varsa
bir geleceği , bir hayatı..
mutlu bir ev'i ..
Sıcak bir kitap arasını..
Seviyorum..
Tuzu , suyu..
herhangi bir ağacı..
ve sadece sen olduğun için..
Seni..
Cii 15/11/07
Bu Filmi izlemiştik..
| 20 Ekim 2007 Cumartesi
2oo4-2oo5 sezonu.. Beşiktaş kadıköyde Fenerbahçe ile oynuyor..
Maç oldukca hararetli ve yüksek tempoda geçiyor.. Derken kalecimiz Cordoba kırmızı kart goruyor ve oyuncu değişikliği hakkımızda dolduğu için maçın son 20 dk'sı Pancu'nun kaleciliği ile geçiyor.. kalecimiz cordi kırmızıyı gordugu anda 3-2 gerideyiz. kalecimizde olmadıgına gore fener 5 daha atar diyor spor yazarları..
Sonuç : Febe:3 BJK:4 ..
Kartallar Kadıköyde Zaferi yazmışlardı...
Yıl 2oo7 ..
Beşiktaş 9. hafta maçında Trabzonun konugu.. Avni Akerde seyirci yok cunku Trabzon cezalı durumda.. Maça hızlı başlıyor Trabzon .. ilk 6 dk da 2 golle one geciyorlar..Daha ilk yarı bitmeden Beşiktaş Burak ve Delgado ile Eşitliği buluyor..İlk yarı bu skorla bitiyor..Maçın ikinci yarısında Bobo dakika 69. da takımı öne geçiriyor ve 5 dk sonrasında Takım 10 kişi !.. ve kırmızıyı gören oyuncu Rüştü! yani kaleci yok.. oyuncu değiştirme hakkımızda dolmus.. ve golü atan Bobo geçiyor kaleye.. Sağlı sollu atakları kesiyor.. kritik kurtarişlar yapiyor.. Trabzon forvetlerine geçit vermiyor ve 90 dk bittiği anda Zaferi yazan Beşiktaş oluyor..
Sonuç :
Yıllar değişir , Oyuncular değişir.. Ama Değişmeyen Beşiktaştır..
Bilgisayar Sorunsalı
Bilgisayar, Linux, özgürlük, sistem, sorun | 7 Ekim 2007 Pazar
Eğer bir adet windows işletim sistemine sahipseniz.. ( sürümü önemsiz alayı aynı ) mutlaka en az bir adet problemede sahipsinizdir.. Eğer hayir bende sorun yok diyorsanız ( muhtemelen ) farkında değilsiniz..
Eğer bir adet Mac bilgisayara sahipseniz.. Sorunsuz bir hayatınız soz konusu olabilir ancak bu seferde diğer sistemlerle uyumluluk programlarla uyumluluk gibi konularda cok kısıtlı kaldıgınızdan sıkıntı yaşayacaksınız..
Eğer bir yada birden fazla Linux işletim sistemine sahipseniz sizden iyisi yok.. sınırlarınız sonsuz.. Kalıplarınız yok.. Herşey ama herşey sizin dur dediğiniz yere kadar gider . Sistem emrinizdedir. Virus derdiniz yok.. Dosya sistemi ext3 oldugundan ötürü hız konusunda bilgisayarınızın peformansı daima sınırları zorlar.. bir iki işletim sistemi sürümü değil sizi yüzlerce Linux çeşidi bekler..
Eğer Linux'unuz varsa mutlusunuz..
Millete Linux demekten Linux'u anlatmaktan dilimde tüy bitti..
Ancak rahata ve hazıra alışan arkadaşlarımız .. Bedava özgürlük yerine :) 100 $ lık tutsaklıgı tercih ediyorlar..
Mantık almıyor değilmi ?..
Şimdi Bir denklem..
Türk halkı hazırı ve kolayı sever.. Doğrumu ? Evet..
Türk halkı pahalıyı değil ucuzu sever.. Doğrumu ? Evet..
Türk halkı özgürlüğü sever.. Doğrumu ? Evet..
yaman bir çelişki var..
Aslında çelişkiler ve paradoxlar mekanı olan ülkemde fevkalade normal bu..
Yukarıda saydıgımız dogru olan her üç önermede sonuna kadar tekrar tekrar dogrudur..
Ancak sıralaması vardır..
Hazırcılık > ucuzluk > özgürlük ( yani hazırcılık büyüktür ucuzluktan oda büyüktür özgürlükten..)
Bu kanıya neredenmi varıyorum..
Linux , çok ucuz hatta bircok surumu ucretsiz internetten bile indirilebiliyor.. ve sonuna kadar özgürlük..
ancak Hazırcılık bakımından windows armut piş agzıma düş kıvamında oldugu için çatır çatır para ödüyorsun..ve karşılığında bir çuval sorunuda kendisiyle getiren bir sistemi kuruyorsun..
Bu ülkede bilgisayar kullananların %90 a yakını.. windows kullanır.. ve bu %90'ın da %90'ı windowsa para vermez.. sağdan soldan copy CD key bul vs..
Bu da neyi gösterir.. windowsu kurarak hazırcılık eden .. birde üstüne parasını odemeyerek ikinci kez hazırcılık ediyor..
Windows bunu engelleyemez mi ? Bal gibi engeller ancak işine gelmez.. çünkü engellediği zaman müşteri sayısı azalacaktır.. buda işlerine gelmez.. en büyük olmazlar olsalar bile daha küçük en büyük olurlar.. Oysa şimdi 3 milyar kullanıcısı varsa bunların 2 milyarı lisanssız ise.. lisanssız olanlardanda para kazanıyor nasılmı ? Reklam alıyor.. Bileşen satıyor.. ..Senin vermediğin o Cd parasını o senden nasıl nasıl kazaniyor dolaylıda olsa..
Bill gates.. saniyede 250 $ kazanıyor.. Adam yere 100 $ düşürse eğilip alıp dogruluncaya kadar zaten 500 $ kazanmış olacak.. neden zahmet edipte eğilsin ki..
Bakırköy Adliyesinde Hayat..
| 6 Ekim 2007 Cumartesi
Aslını isterseniz devasa bir bina..
Ancak içi boş.. planlama sıfır.. Bir Rivayete göre inşaatı üstlenen firma Cemil Çiçekin (Eski adalet bakanı) yeğeniymiş fln da işte neymiş onun için inşaat ne kadar dandikde olsa ona yaptirilmiş vs vs.
Şimdi insan düşünüyor.. Ulan olmayacak iş değil.. insanda nefis var.. olurmu olur yapılırmı yapılır.. o arada aynı insan bida düşünüyor.. lan olm akıllı ol.. bu inşaat tam 1o yıl sürmüş 10 yıl önce ne cemil vardi ne çiçek vardı nede yeğeni vardı.. :) bu durumda teori out !
Dediğim gibi Ne zaman Adliyeye girsem aklıma iki şey geliyor.. Hani Labirentin bi yerine peyniri koyarsın.. fareyide diger uctan salarsın ara ki bulasın.. Ahanda bizim hikaye aynen o bi yıgın vatandaş boynunda görevli kartı olan kimi gorse surası nerede diye suali patlatir.. :) Yanliş yonlendire yonlendire artık dogru yerleri gosterebilecek seviyeye geldim ve bu 4 ay sürdü :) buradan adliyenin ne kadar buyuk bir mimari şaheser oldugunu siz cıkartın..
Aklıma gelen ilk şey olan labirent peynir fare üçlemesinden sonra adliyenin bende çağrıştırdığı diğer bir şey Half Life !.. hani bilgisayar tutkunlarının bildiği kan revan oyun.. orada bolumler var mesela Crossfire , Dust , ilk aklıma gelenler.. Emin olun bizim adliyeyi oldugu şekliyle Bilgisayar ortamına taşısak.. ve oyunun bir bolumu yapsak bölümün adınıda Adliye Fire! koysak.. Half Life tekrar hit olur :) o derece.. Adliyede dolasirken bazen sanki sagda solda bi yerlerde Half life in enerji kutularını yada silahlarını gorecem gibi geliyor.. hani bazende karşıdan geleni öldürmem gerektiğini dusunmuyor değilim :) ne de olsa oyun canım.. ben burada öldürsem adliyenin baska bir yerinde tekrar dirilecek ve vuruşmaya devam edeceğiz :) ..
Adliyede ilk göreve başladığımda Çocuk mahkemesindeydim.. yani ne kadar hayırlı evlat var onlarla ugraşıyorduk :) .. ve çocuklar asla suçlu değildir.. hepsi masumdur ancak Suça sürüklenirler :) bu mantıkla dusunecek olursak sanık diyemeyiz o masum yavrucaklara .. onlar ancak '' Suça sürüklenen çocuk '' olabilirler.. Artık nasıl bir cocuksa ve o nasıl bir suruklenmeyse 12 yaşında 70 kapkaç vukatı var.. E yani yuh artık.. çocuk suça sürüklenmiyor gittiği yere suçu peşinden sürüklüyor.. Çocuk suç değil ki.. bu dakikadan sonra Suç çocuklu.. Hatta yakında bu gibi durumlar için Suça sürüklenen çocuk deyimi değişebilir.. Bir kaç önerim olacaktır en azindan.. Suçu peşinden sürükleyen çocuk , Çocuğa sürüklenen suç vs.. türetilebilir..
Neyse ki çocuklarla ve onların suçlarıyla uğraşmaya alışmıştım komisyondan haber geldi.. :) personeliniz ismail demirsoy yeni kurulan 9. sulh hukuk mahkemesinde görevlendirilmiştir.. Bu demek ki topla olm tası taragı :) göç var.. ve aynende oyle oldu..
1 ekim den itibaren sulh mahkemesindeydim.. yani bu yazıyı yazarken 5 günlük hukuk mahkemesi tecrübesine sahibim.. ancak ne tecrübeydi be :) 5 iş günü süresince ancak ve ancak toplasak 10 dk oturabildim koltuguma.. Ceza mahkemelerinden gelen birisi için Hukuk mahkemesi sudan çıkmış balık kıvamındasın demek.. işi bilmiyorsun iş akışını bilmiyorsun.. süreci bilmiyorsun yeni mahkemesin tek kişisin.. her eksiği sen gideriyorsun her işe sen koşuyorsun.. ve yeni mahkeme oldugun için tüm dosyalar sana geliyor bu da gunde ortalama 60 dosyaya tekabul ediyor..
Evet uzun süren suskunluktan sonra ilk yazıyı yazdık..
Bakalım bir sonraki ne zaman..
Bu arada işletme derslerinden full geçmişim :) bunca iş güç arasında nasıl başardığımı bende bilmiyorum tam olarak :) ..
Not hemde en dip not : http://www.yapi.com.tr/turkce/Haber_Detay.asp?NewsID=52938 linkinden labirentimiz hakkında daha derin ve daha kapsamlı bilgilere sahip olabilirsiniz :) ..
ilk yerim 2. kat 7. bloktaydı.. şimdi 6 kat 1. bloktayım.. bu su demek ..
Linki tıkladıgınızda en ustte goreceğiniz resimin.. sağ alt köşesinden sol üst köşesine transfer oldum :) ..
Bu arada o mesafeyi yürüyerek , yürüyen merdivenle yada asansorle 6 dk da gidebiliyorsunuz :)
Tabi asansorün boş olması ve zamanlamanızı denk getirmeniz gerekiyor :) ..
Yürüyen merdiven zaten başlı başına bir muamma o konuya değinmiyorum..
Yürümeyen merdivenden siz kendiniz yürüyerek ilerlemek suretiynen labirentin diger ucuna gitmek isterseniz.. sanırım siz yanıma gelene kadar benim saçlarımın bir miktarı beyazlamış olur :D ..
Sabah Çayı :)
| 8 Eylül 2007 Cumartesi
şok şok şok ! flaş flaş flaş ! Sabah Çayını Müstesna insan AYTEK efendi ile birlikte içme kararını nasıl aldık !
Cii@Localhost~$:
sakın bana umit verme seveceksen başkasını.. bana toz pembe gorunmez sensiz dunyam cok karanlık..
Cii@Localhost~$:
beni senden daha fazla sevecek kimsem yok artık
Cii@Localhost~$:
ikimiz bir fidanın guller acan dalıyıııııııZzZZZzzzz
Cii@Localhost~$:
:D
Cii@Localhost~$:
şiiiişt Çılgın komando oralardamısın bakayım
AYTEK:
yengeyede böyle maniler okumuyon heralde
Cii@Localhost~$:
olurmu bunlar sadece sana ozgu.. :D
Cii@Localhost~$:
senden baskasına iltifat ettiğim nerede gorulmus
AYTEK:
heeeeee
AYTEK:
ben yinede söylümde
Cii@Localhost~$:
yazı renginde pek hoşmuş pembeli membeli bole
Cii@Localhost~$:
şeker şey sende :D
AYTEK:
e napam galii
AYTEK:
evlenince pöle oluyo
Cii@Localhost~$:
Allah korusun biz delikanlı adamız
Cii@Localhost~$:
renkli takım tutmaz light renklerle yazmayız :)
AYTEK:
prak deli ayaklarını
Cii@Localhost~$:
yakıştıramadım sana komandom
Cii@Localhost~$:
heh bole delikanlı renklerini kullan adamım
AYTEK:
seni görecem klıbıklığını
AYTEK:
erkek herzaman erkektir
AYTEK:
ha
AYTEK:
bide şu var
AYTEK:
erkekliğin 10 da 9 u kaçmaktır
AYTEK:
buda kulağına küpe olsun
Cii@Localhost~$:
Erkekliğin onda 9 u kaçmaktır. dogru.. Taşfırın erkekliğide geride kalan o 10da 1 lik kısımdır..
Cii@Localhost~$:
herkes Taşfırın olamaz !
Cii@Localhost~$:
:D
Cii@Localhost~$:
onun için piyasada senin gibi çok benim gibisi yok
Cii@Localhost~$:
kahretsin ya yine ukalayım :D
AYTEK:
ukala değil
AYTEK:
uyanamamışsın
AYTEK:
aslanım
Cii@Localhost~$:
yok be sınavdan cıktım
AYTEK:
heeyyyy
Cii@Localhost~$:
Hukuk sınavım vardı
Cii@Localhost~$:
vurdum gozune gozune.. :D
AYTEK:
eminönü pohaça satıyor heeeeyyyy
Cii@Localhost~$:
sabah çayı içmeye yanına gelebilirim yani ama biraz israr et ya nolur gel fln diyede ayıp olmasın
Cii@Localhost~$:
eminönünde balık yiyeceksin pohaça her yerde yenilir
AYTEK:
Allah aşkına
AYTEK:
gel
Cii@Localhost~$:
pohaçada getiremmi (Arkadaşın burada gözlerinde dolar işareti belirir gibi simit pohaça beliriyor)
Cii@Localhost~$:
çay senden pohaça benden
AYTEK:
seni nekadar severim bilirsin (Bilmemmiiii)
AYTEK:
hah
AYTEK:
aslanım
Cii@Localhost~$:
aaa ne demek abim bila mukabil sevgi karşılıklı ! (karşılıklı çok severiz birbirimizi !)
AYTEK:
benim
AYTEK:
yiğidim ben
AYTEK:
şimdi
AYTEK:
senin ev nerdeydi
Cii@Localhost~$:
sen bu benim getireceğim pohaçalara bu kadar itibar ettiğine gore.. kesin evden yenge kovmus seni sabah kahvaltısı fln yapmadan
Cii@Localhost~$:
osmangazi mahallesinde ama dediğim gibi ben sınavdan cıktım çarşıdayım
Cii@Localhost~$:
yoksa kahvaltıyamı gelecen
AYTEK:
ya bir çay deemlemişim
AYTEK:
burul burul kokuyor
Cii@Localhost~$:
valla sabah sınav oncesi 2 bardak içtim ama kesmedi
AYTEK:
zarf tümlecine dikkat et
Cii@Localhost~$:
burcu çayı yada karanfil attınmı içine bakam sen onu de bana bi
Cii@Localhost~$:
farkettim ve hatta gizli ozne bile kullanmişsin sana yakıştıramadım
Cii@Localhost~$:
bole gizli saklı iş yapmayı
AYTEK:
ya burada çaycıların kıralına
AYTEK:
bunu demen çok ayıp
AYTEK:
hüüüüft ooooohhhh
Cii@Localhost~$:
hooop orada dur..
Cii@Localhost~$:
iş krallığa vurulacaksa eğer..
AYTEK:
bak
Cii@Localhost~$:
tek kral tanırım oda benim Uğur böcüğüm..
AYTEK:
vaz geçecem
Cii@Localhost~$:
azmı çayını içtim kankamın
AYTEK:
ya işte
Cii@Localhost~$:
onun çayının ustune çay tanımam
AYTEK:
o çay demlemesini öğretende o zaten
AYTEK:
benim ustanm
Cii@Localhost~$:
sen daha çıraksın senin çay içilmez o zaman..
Cii@Localhost~$:
ustandan bişey ogrenememişin..
Cii@Localhost~$:
:D
AYTEK:
sen bilirsin
Cii@Localhost~$:
ama şimdi usta'nın 78 km uzakta oldugunu goz onunde bulundurursak senin o zarf tümleçli çayından bir miktar içebilirim
Cii@Localhost~$:
ama dediğim gibi israr etmen lazım birazcık
AYTEK:
valla burul burul dedik
AYTEK:
sen bilirsin yaniii
AYTEK:
tümleci anlayamamışsın
AYTEK:
zamir sıfatı felan yani
Cii@Localhost~$:
kardeşim ben sayısalcıyım.. neyime lazım turkce edebiyat fln..
Cii@Localhost~$:
:D
AYTEK:
geç bunları
Cii@Localhost~$:
sen biliomusun hukuğa çalışıcam içinde bir tek formul yok işlem yok diye 3 aydır akla karayı seçtim
Cii@Localhost~$:
kitabı acınca uykum geliyor
AYTEK:
geliyonmu
Cii@Localhost~$:
niye ?
Cii@Localhost~$:
cazibesi bile yok
AYTEK:
gelmiyonmu
Cii@Localhost~$:
geliyorum tabiki
AYTEK:
ii by o zaman
AYTEK:
gidip kendime bi çay doldurayım
Cii@Localhost~$:
pohaça istiyosan gelirken alayım
AYTEK:
heee
AYTEK:
ya börekle pohaça da al
AYTEK:
heh
AYTEK:
bide karaköy
AYTEK:
bende
AYTEK:
zeytinde
AYTEK:
olacaktı
Cii@Localhost~$:
ben kahvaltı yaptım ben sana alıcam pohaça
AYTEK:
atıştırırız bişeyler çayın yanında işte
Cii@Localhost~$:
tmm ayarlarım ben
AYTEK:
ya
AYTEK:
simidi unutmuşum
AYTEK:
simitte al
Cii@Localhost~$:
oldu ben pastaneyi getireyim canım sana
AYTEK:
ben gidip şu çaya bidaha bakayım
Cii@Localhost~$:
sen seç begen.. ben sonra geri bırakırım almadıklarını.
Cii@Localhost~$:
la iyiki bi çayın var..
Cii@Localhost~$:
gözüna baka baka mundar edecen bu seferde..
Cii@Localhost~$:
:D
AYTEK:
aaaaaaaaaa
AYTEK:
bak şimti kalbim
AYTEK:
kırıldı
AYTEK:
yani bizim çayı öyle bi yamana attınki
Cii@Localhost~$:
tmm tmm duygu somurme
Cii@Localhost~$:
geliorm şimdi..
AYTEK:
bir iki simit pohçayımı
AYTEK:
la git
AYTEK:
galsın
AYTEK:
istemiyom
Cii@Localhost~$:
ay canöm canöm.. kırılırmışta
Cii@Localhost~$:
iyi tmm ben yinede geliorm çay içmeye simitsiz pohaçasızda olsa
AYTEK:
la get
AYTEK:
tamam
AYTEK:
asmadan gabak
Cii@Localhost~$:
bana ankaraca konusma kardeşim anlamıyorum
AYTEK:
fırfırdan dümen yapma
Cii@Localhost~$:
anladıgım dilden irtibatlaş benimle
Cii@Localhost~$:
iyi lan iyi tmm mız mız yaptın sende iyice getiriyoruz pohaçanı boreğini
Transformers Ulan !
| 30 Temmuz 2007 Pazartesi
Ne günlerdi be , Kuran kursuna giderken hergün cep harçlığı ile sakız alırdım ve sakızdan çıkan yapıştırmalar tabiki Transformers dan başka birşey olmazdı. Ve ben her yapıştırmayı ayrı bir özenle bisikletimin gövdesine yapıştırırdım.
Her robotun ayrı bi güzelliği vardı benim için ve benim iki favorim vardi. elbette birincisi iyilerin lideri olan Optimus Prime , 16 numarali yapiştirmada ikamet ederdi kendileri. ve Tırdan robota dönüşürdü.. Bir diğer favorimde 3 numaralı yapıştırmada ikamet eden boş zamanlarında gezmek ve kitap okumak dışında ambulans olarak kamu hizmeti veren FirstAid robotuydu.. Gerçi bu ikisi vazgeçilmez favorim olsalarda ben 13 numaralı yapıştırmada AirX isimli helikopter robotu da severdim :) Tek sevmediğim robot , her defasında tipine bakıp da bu nasıl iyilerden olmuşsa dediğim 47 numaradaki motorsikletten robota dönüşen koltuk değneğini andıran o garip robotumtrak şeydi :)
9 da giderdik Kuran kursuna 11 de çıkardık. saat 13:30 a kadar top oynamak , balık tutmak , Bir gölge altında hiçbirşey yapmaya mecali kalmamış mahallenin çocukları olarak oturmak yaptığımız şeyler arasındaydı. ancak saat 13:30 olduğu zaman herkes evinin yolunu tutardı. Çünkü TRT1 de ''Çocuk kuşağı'' başlardı ve saçma salak hiç sevmediğim o bugs bunny den kurtulmaya bakardık. ve ardından bütün gün beklediğimiz o büyük an o vazgeçilmez 45 dk başlardı.. Transformers müziği fonda çalmaya başladığında sanki her birimiz ayrı bir robotu yanıbaşımızda hissederdik..
Bütün gün geçmeyen zaman o 45 dakikada 1 dk gibi geçerdi doyamazdık..
Tekrar sokağa çıktığımızda herkes kendi favori robotunun çizgifilmde nasıl bir kahramanlık yaptığını ballandıra ballandıra anlatmaya doyamazdı..
Hey gidi çocukluk nerede kaldın sen.. Nerede kaldım ben..
Bu hafta sonu gittik Carousel'de AFM de izledik Transformers'i .. içimde farklı bir heyecan vardı.. Sanki yıllar önceki bir çocukluk arkadaşımı görmek gibi.. özlediğim bir dostla karşılaşmak gibi.. Çılgın yönetmen Steven Spielberg konuşturmuş yine marifetini ve sıra dışılığını..
Filmde FirstAid'i ve AirX i görememiş olsamda Optimus'u görmek güzeldi..
O Gövdesini Transformers yapıştırmaları ile donattığım çocukluk bisikletim hala duruyor. Eskişehir'de.. Bilmiyorum yapıştırmalardan birşey kalmış mıdır ama ben eve gittiğimde ilk iş yinede bir göz atmak olacak.. Belki hayal meyal kalan o yapıştırmalar her ne kadar tahrip olmuş olsa ve her ne kadar ilk günlerde ki canlılıklarından uzak ve birçoğu silinmiş olsada.. onlar hala Transformers !
İtiraf etmek gerekir ki sevmediğim ve her fırsatta yerden yere vurduğum Amerikan sineması ilk kez beni bamtelim den yakaladı..
Transformers Ulan !
Deniz Bitti , Rodos Göründü
| 23 Temmuz 2007 Pazartesi
Durmaksızın en iyi ihtimalle en az 5 saat kulaç atmak.. Seçim kaybetmek değilde adama resmen bu koyar.. her kulaçta gücünden biraz kaybeden kaslar ve her defasında insanın gözünde büyüyen mesafeler.. Evet bu seçimlerde herkes birşeyler vaad etti. Herkes vaad ettiği şeyin karşılığını aldı..
Halka rağmen halkı yok sayıp yine aynı yüz (pardon yüzsüzlük) ile halktan oy kapmak ve dilediğini yapmak isteyenler avuçlarını şöyle dillerini köküne kadar çıkarıp yaladılar. Bu millet '' vatan satılıyor. ülke peşkeş çekiliyor , yok efendim şeriat geliyor '' yaygaralarına %50 ye yakın bir oy oranı ile .. Naşş çekti.. :) ..
hani o mazotçular , fındıkçılar yok efendim ezilenler iktidar olacaklar. burun farkıyla ikinci oluruz diye yukarıdan uçanlar. şimdi iki seksen UZAN'dılar.ve ortalıktan kayboldular..
Şu bir gerçek bu tablo eskisine göre çok daha iyi oldu.. Artık AKP nin önünde 180 tane vekili olan CHP isimli bir dağ değil 110 vekili olan küçük bir tepe var aşması daha kolay.. 1 tane dağı aşmaktansa iki tepeyi aşmak daha kolay ve rahat..
Sindiremedikleri ne biliyormusunuz.. ? Sindiremedikleri Necip Fazılın kara yağız türklerinin kara türklerin beyaz türklere Naş çekmesi.. Beyaz türkleri ezip geçmesi. Kara türklerin o elit o yüksekten uçan sosyete mahallesi kültürünün meyvesi olan çağdaş! türk! idolüne yallah çekmesi.. Vatan tehlikede fln değil ne amerika ne bilmem ne ne ab vs tehlikenin T si değil.. amerikanlaşiyormuşuz palavra.. vatan peşkeş fln masallarıda işte bunun için ulusalcılık ayranını boşuna mı köpürttüler. bu AKP yi milletle karşı karşıya getireceğimiz damar budur diye düşündüler ve olmadı..
Tuncay Özkan'lar.. Deniz Baykal'lar Ali Topuz'lar , Önder Sav'lar.. Devlet Bahçeliler.. şimdi Evlat acısı gibi Milletin kendilerine bastığı tekmenin acısını çekiyorlar.. züğürt tesellesi acıklamalarla güya kendilerini sorumlu tutmuyorlar bu tablodan ..
Birisi çıkıyor ve tüm gırtlak patlatmışlığı ile ve komik bir duruş ile yarı yalakalık yarı adam taklidi yaparak '' Azizi milletimiz partimize demokrasinin en mühim ihtiyaçlarından olan muhalefet görevi vermiştir '' tavrında acıklamalar yaparak kendilerini bi nane sanabilmekteler..
Bir diger muhalefet vazifesi ''verilen'' ''Halk''ın partisi ise.. Halkı suçlamakta ve dünyanın bi akıllısı kendileri gibi davranmaktalar..neymiş millet tehlikeyi anlamamiş yok bilmem neymiş oymuş buymuş.. tam bir hicazkar makamında Züğürt tesellisi okuyorlar.. ve sesleri ağlamaklı acıklı.. zavallı..
Utanmasalar kendileri birinci olana dek seçim olsun diyecekler ama yemiyor işte.. neymiş halk yanılmış.. Seçim haritasına baktıklarında , haritanın tamamının turuncu olduğunu görürler nasıl bir yanılmaysa artık bu ! ve en az oy çıkan yerde %40 ile yanılmak..
Baykal ve daha istifa etmemekten bahsediyor.. Çok normal istediği vatana hizmet değil.. Koltuk sevdası makam belası.. mevki merakı.. tamamen nefsani..
Baykal içinde bu acıyla.. Değil rodos'a atinaya kadar yüzse.. nafile.. ve hatta akdenizi aşıp okyanusa açılsa Fiji kıylarına çıksa ancak o zaman belki rahat eder. Zira geçen hafta Fiji adasında darbe oldu yanı tamda Baykalın aradığı atmosfer..
Baykal seçimlerden önce başbakan'ın Tek başimiza iktidar olmazsak istifa ederim sözüne uğurlar olsun şarkısı ile gönderme yapmıştı..
Bizdende baykala 2 şarkı armağan olsun..
Birincisi Sezen Aksudan , ağla firuze.. ağla..
ikincisi :
Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi ?
Baykal sen bu işin sonunu düşünmedin mi
Ağaç meyve vermez ekmeden..
Seçmen birakmaz seni si si si si si...
Si-lifkenin yoğurdu ah seni kimler doğurdu :D
1
| 22 Temmuz 2007 Pazar
1 Aslında coktur.. Genelde en kucuk pozitif tam tek dogal sayi konumunda olsada aslinda bir coktur. Zira bir aynı zamanda tek demektir. ve her bütün tek bir parçadan olusur. mesela bir millet tek bir millettir. ve bu milletin içinde gozlukluleri gozluksuzlere oranlayacak olsak bir butunu paylara ayiririz. ayirdiğimiz tek bir butundur ve bir dir. ayrilan her parçada kendisi baz alindiğinda tekdir ve birdir. gozlukluler 1 gozluksuzler 1 ikisinin toplamini olusturan ulus toplamda yine 1dir. yani 1+1=1 denkleminden bahsediyoruz..
Bugün seçim günü herkesin bir politik görüşü siyasi düşüncesi ve çeşitli emelleri var ki çoğu insan bu yön veren duygularla sandığa yöneldi. ve şu an itibari ile 40 dk once oy verme olayı sonlandı. artık oyları degerlendirme ve sonucları elde etme sureci başladı..
1 oy küçük bir oy değildir. bunu anlatmakla geçti zamanımın bir kısmı bazı seçmen kitleye.. mesela alt komsumuzun ben hangi partiye oy vereceğini biliyordum ama o sıcakları bahane ederek gitmemeyi bir oydan birşey olmaz mantiği ile hareket etmeyi dusundu ancak yok rahat birakmadım tuttum kolundan goturdum zorla :) ama CHP ye oy verecek olsada aynı şeyi yaparmıydım diye dusunuyorum evet yapmazdım.. Cunku CHP ne demokrat nede Halkın partisi ve boyle bir partiye oy vereceğini bilsem o partiye ve o düşünceye demokrat olmak ve eşit davranmak adına çanak tutmazdım.. ha keza eğer onlar mecliste demokrat olabilselerdi bugun bende gitmekten yoksun olan kişileri kime oy vereceğine bakmaksizin gotururdum.. tarafsiz olana tarafsiz olunur ama kainatta her etki bir tepkiyi dogurduguna gore CHP benim bu tepkim için kusura bakmasın artık..
evet felsefemiz 1 üzerineydi. bunu secimlere indexleyecek olursak soyle bir durum soz konusu bir parti diyelimki A partisi 366 vekil cıkartıyor yani 367 vekil şartına yine takılıyor.. şimdi siz 1 oy kullanmadınız yada kullanamadığınız için 1 vekil eksik cıkartiyor o parti ve 366 da kaliyor.. siz 1 oy verseniz 1 vekil fazla cıkacak o bir vekil sayesinde 367 elde edilecek ve o tek bir oy belki ülke kaderini değiştirecek.. büyük bir sorumluluk ama çoğu insan bir küçük bir sayıdır diye bir olmalarını birey olmalarını küçümsüyor ve oy kullanmıyor.. yada umursamıyor kullanmasakta olur diyor..
366 vekil ile belki cumhurbaşkani secilemese ve yine bir kriz yasanacak olsa ve yeni bir erken secim olsa bu secimin tum masrafi her turlu milli sermaye eksilmesi ve ülkenin gireceği sallantı sadece bir kişinin oy kullanmamiş olmasına ve bunun kendi yuzunden oldugununda farkında olmaması nasıl bir his ki ? düşünsenize ülke sizin oy kullanmamanız yuzunden krizin eşiğine gelmiş ekonomik istikrar bozulmus her yer calkantı her yer de bir kaos.. ve sorumlusu sizsiniz haberiniz bile olmadan.. ve aslında sizin 1 olamayişinizdan 1 gibi dik duramayişinizdan ve 1 adet birey olmayı kabullenip ustunuze duseni yapamayişinizdan.. ülkenin istikrari işte bu sebepten sallanacak belki.. ne kadar acı bir durum.. sorumsuzlugun en onde gitmesi durumu..
Gelelim seçim degerlendirmesine ..
Seçimlerden once ;
AKP : 46
CHP : 23
MHP : 9
GP: 7
DP : 5
SP: 3
BĞMSZ : 7
şeklinde bir dağılım öngörüyordum.. ama seçim günü eskişehirde gordugum kadarıyla sanırsam AKP sandıgımdanda üste cıkacak belkide Özalın %51 rekorunu egale edecek..
Dünyaya tek bir cevap yeter demişti Devlet bahçeli ve ilave etmişti. Her mhp li 9 kişi ikna etse biz iktidariz demişti. işin kötüsü ben tek başima 9 mhp li yi aksi yonde ikna ettim . Bahçeli attiğim bu kazık için kusura bakmasın . siyaset her seçim donemi apo diye birinin var oldugunu anımsayıp apo yu asacağiz tabanlı siyaset yapmak ve apoyu sadece secimden secime milliyetci ruhları okşamak amacıyla hatirlayanlara . imf ye yalakalık mektubu yazanlara. apoyu asmama dileceksine imza atanlara.. sonrada bu imzayi unutup meydanlarda girtlak patlatircasina bas bas bağirip ip atanlara ve ip atlayanlara.. TEK BİR CEVAP yeter.. ve biz o cevabı bugun verdik.. Hesap soracağiz bilmem ne yapacağiz edebiyatı ile bu sefer bahçeli ancak milliyetçi hisleri kabarmiş ve dudağında bıyığı bitmemiş genç ve yeni seçmenin oyunu kazanırsa ancak o alabileceği.. yada MHP li olmakla ülkücü olmayı ayrı şeyler sanan bir kaç seçmenin bir kaç oyunu alırsa alır alamazsada babayi alır :) ..
Dipnot : Alparslan Türkeş kendi el yazısı ile devlet bahceli ajandır itimat etmeyiniz ve güvenilmezdir diye bir mektubu kaleme almiş.. Ki devlet bahcelinin neden DSP ye çanak tuttuguda boylece aydınlanmış oldu bir nevi..
Chp ye gelince yazmak dahi istemiyorum cumle ve zaman israfi olur.. bilsem ki gunahtan daglarım var omuzlarımda ve her biri için cayir cayir yanacağim.. CHP ye değil oy vermek o günahları bile vermem..
Evet 1 adet birey olarak bugün 1 adet oy kullandım. ve 1 adet vekil fazla cıkartıp üstümüze düşeni yapıp 1 adet Cumhurbaşkanı çıkartmayı ardındanda çok adet sorunu çözecek adımları atmayı umud ediyorum..
Cumhurbaşkanlığı makamı el değiştirdiği anda YÖK başta olmak üzere devletin eklem yerlerinde ve köşe başlarındaki 271 adet makamın ataması cumhurbaşkanına geçiyor.. rektörler valiler kaymakamlar hakimler vs. bu durumda 1 cumhurbaşkanı demek.. çok cumhurbaşkanı demek..
Ki zahir.. Eski Çinde sadece 3 adet sayı vardı.. ve Eski Çin de yaşayanlar hayatlarında kendilerine lazım olan herşeyi bu 3 sayı ile ifade edebiliyor ve bu 3 sayi ile diledikleri hesabı yapabiliyorlardi.. Eski Çinde o üç sayı .. 1,2 ve çok diye ifade ediliyordu..
1 vekil cıkart.. 1 cumhurbaşkanı cıkart.. ve sonra Çok sorunu çöz !
Eylül..
| 18 Temmuz 2007 Çarşamba
Bugünlerde Grup yorumdan bir şarkı dinliyorum.. ismi Eylül.. Evet ne dünya görüşüme ne siyasi görüşüme uygun olmayan ve ortak paydamız olmayan grup yorum aş iş devrim kominizm ekseninde yürüyor.. Benim çizgim belli uzaklarından ve yakınlarından dahi geçmiyorum.. Ama nedir bana eylülü dinleten ?
Düşünme fırsatı bulduğum bir can sıkıntısı esnasında hayatımın eylül ile çok fazlaca kesiştiğini gördüm.. Eylülde doğdum.. ve onun içindir ki sonbahardır benim mevsimim turuncu yaprakların ve derin rüzgarların ruhumda yeri var.. Her ne kadar hüzün mevsimi olsada benim aklımda daha çok cocukluğumun okul telaşı ile karışık annemin turşu ve tarhana yaptığı zaman olarak kaldı.. Ki Eylülün güneşide bir ayrıdır.. yakmaz ama tatlıca bir ısıtır insanın içini.. Küçükken üşüdüğüm zamanlarda genelde yüzümü güneşe döner gözlerimi kapatır kafamı yukarı doğru kaldırır ve güneşe sarılacak gibi açardım kollarımı ? niçin güneşe sarılmak içinmi hayır tabiki o zamanlarda düşündüğüm vücudumun yüz ölçümünü ne kadar genişletirsem o kadar güneş ışığı alırım ve o kadar ısınırım mantığıydı..
ve sonra farkettim ki genelde hayatımın önemli zamanları hep eylül ayına denk geldi.. Okullar hep eylülde açılırdı ve bilmiyorum milli eğitim bana inatmı yapardı ama her nedense okulların açıldığı gün Liseden mezun olana dek hep benim doğum günüme toslardı.. ve çoğunlukla kaimdir ki eylülün 13 ü pazartesiye denk gelir... bunu gören milli eğitimde bundan iyi gün bulamayız diye herhalde hep bu günü seçerdi.. ve her doğum günümde gravatlı takılırdım.. resmiyetten değil.. okul kıyafeti olması esasıyla.. ve liseden sonra ki (bugun dahil) daha giymedim kumaş pantolon ..
Ki bu sütunları okuyanlarınızdan çoğu bilir.. Alem istanbul izmir aşığıdır.. ve gereksiz bir istanbul izmir yalakalığı görürsünüz çoğundan .. izmir başkadır.. heleki kordon.. diye başlar çoğu zaman cümleler bunun istanbul versiyonunda ise söz konusu edilen güzellik boğaz kız kulesi yada herhangi bir tarihi güzelliktir.. Ama ben tam aksine şehrime ihanet edemem bu konuda evveliyle ve ahiriyle hangi şehire ne kadar süreliğine gidersem gideyim.. ve daha evvelki gittiğim şehirlerde gösterdi ki ateşli bir Eskişehir Aşığıyım..
ve Eskişehirspor'un maçlarında tozunu yuttuğumuz o tribunlerde az bağırmadık biz..
'' Şehrimiz delikanlı şehri Aşık eder herkesi '' diye..
Evet abartmıyorum ciddende öyle.. bahse değer olan bir şehrin güzelliği ise şayet.. izmir kordondan ibaret.. istanbul boğazdan kızkulesinden yada bir kaç turistik tarihi güzelliğinden.. ama Eskişehir başka belli başlı ve sadece bir kaç yeri değil eskişehiri efsane kılan.. Eskişehirin güzelliği tüm şehirde.. Hasan polatkanda akşam üstü serin bir yürüyüş.. Cetvelle çizilmiş kadar nizami ve güzel bir şehrin her köşesinde sizi bekleyen ayrı bir sanatsal şahanelik.. Gelde bu şehre aşık olma adı ne kadar ESKİşehir olsada.. Eskiliği şehrin eskiliğinden değil.. Tarihinin milattan öncelere dayanmasından geliyor.. Yoksa şehir Avrupanin en güzel kenti seçilecek kadar güzel..(2004 yılı Avrupanın gelişen en güzel kentleri statüsünde 1.ciyiz)
Şehrimizin bir denizi eksikti.. baktık olmuyor.. Yapay deniz yapıyoruz.. istanbul ve ankaradan sonra bünyesinde 2 devlet üniversitesi bulunduran tek şehir bizdik ki baktık buda yetmiyor.. 3 devlet üniversitesi(iki Eylül üniversitesi , Bor Enstitüsü , E.T.O Üniversitesi ) ve bir vakıf üniversitesi daha açıyoruz .. Fiilen başkenti olmasak da bu memleketin.. Biz Kültürün , Sanatın , Eğitimin , Bilimin ve insan adına güzel olan ne varsa hepsinin başkenti olma yolunda bünyemizde topluyoruz güzel olan herşeyi.. ve düşük olan suç oranı ile güven veriyor memleketim.. Eğer Türkiyede bir rönesans yaşanacaksa ve Türkiye çok ilerilere sıçrayacaksa bu rönesans ya eskişehirde başlayacak yada bir eskişehirli başlatacak.. Çünkü İnsanıda akıllıdır .. ve ilginç bir istatistiktir ki.. eskişehirde doğanların çoğunluğu Eylülde doğmuştur.. Nerden çıkartıyorum insanının akıllı olduğunu ? Eskişehir osmanlının son zamanlarında kütahyanın ilçesiydi bugun ? Büyükşehir.. hemde ankara gibi büyük bir şehrin yanında büyüyor.. bundan bir anlam çıkartamayanlara demeliyim ki.. Sakarya istanbulun yanında büyüklüğü ne kadar ? Balıkesir manisa izmirin yanında büyüklükleri ne kadar ? Hatay adananın yanında büyüklüğü ne kadar.. ve birde eskişehire bakın.. Ankaranın yanında ve durmaksızın büyüyor.. nereden nereye 100 yil once küçük bir ilçeydik.. şimdi ise kafa tutuyoruz büyüğüm diyen şehirlere.. eğer yöneticileri akıllı olmasa bu noktaya gelirmiydi :) ? Kimbilir belkide Eskişehirde bir eylül sabahı doğduğu içindir.. 2 Eylülde kurtuldu bu şehir..
ve yine bir eylül gününe rastlar.. hayatımın değişmesi..
Hiç unutmam , 6 Eylüldü..
;)
Grup yorum hiç ilgimi çekmez aslında ne grubum ne yorumum alakalı bile değil kendileri ile.. ama şarkıları Eylül Giriş melodisi ile olsun.. ve ortalarındaki nakaratı ile olsun derinden vuruyor kalbime.. ve Eylülün nesi varsa içerimde hatırlatıyor bana ..
Gerek Ağustostan sonra gelen Eylül'ü..
Gerekse Aralıkta doğan Eylül'ü..
..
ve yılmaz erdoğan şiirinde ankaraya seslenirken diyor '' Ankaraya kar çok yakışırdı '' diye..
Ve Sanıyorum.. Eylül Eskişehir'e ankaraya kışın yakışmasından daha çok yakışıyor..
Ve onun için Eylül desem aklıma Eskişehir düşüyor.. Eskişehir desem içimde Eylülün güneşi sıcaklık saçıyor.. Rüzgarı esiyor.. Yaprakları turuncu turuncu ufkuma düşüyor..
Hüzün diyorum. Bu günlerde yanımdan bile geçmiyor..
Mükellef Kahvaltı :)
| 14 Temmuz 2007 Cumartesi
Aklıma üniversite günlerinde yaptığımız o şahane kahvaltılar geldi dün akşam eve dönerken.. Birden bire içimde bir özlem beliriverdi soğuk kütahya sabahlarında dışarıda sis duman biz sıcacık salonda kahvaltı sefasındayız.. Aklıma geldi işte ve dedim mükellef bir kahvaltı yapmayalı uzun zaman oldu bi kahvaltı yapayım.. metroda düşünüyorum bunları ve yüzümde belli belirsiz bi gülümseme oluşmuş gözlerimi kısmışım hafiften sinsi sinsi planlardayım .
İndim biraz yürüdüm girdim süper markete tel peynir aldım :) erzurum usülü hafif tuzlu.. Yeşil zeytin aldım domates aldım :) of of of ince ince söğüş doğrayacaksın üstünde biraz zeytinyağı gezdireceksin tuzlayacaksın.. düşündüm evde patates vardı :) dedim patatesi de kızartırım ama dilim mi kesmeliyim çubuk mu kesmeliyim işin içinden çıkamadım :) en sonunda çubuk olsun diye karar verdim.. Kaymak ve Bal eksikti onuda sabah kahvaltıdan önce alayım diye düşündüm zira buzdolabında bile olsa tazeliğini yitiriyor.. buzdolabının nahoşluğu siniyor gıdamın içine ve sevmiyorum kaymaktaki o kaymak harici buzdolabı tadını.. kaymak bal gazete almaya çıkarken çay suyunu koyacağım dönüşte çayı demleyeceğim.. Biraz burcu çayı biraz karanfil katacağım.. ve mutfağın camından süzülen mahur sabah güneşi kamaştıracak gözlerimi ve ben yarı uykulu yarı uykusuz bir kıvamda yaşayacağım bu keyfi..
Evet bütün planım buydu bu sabaha dair.. ve ne oldu bilin bakalım ?
Hafta içi hergün daha alarm çalmadan işe gitmek için yataktan zıplayan ben c.tesi günü öğle 11 e kadar uyuyakaldım.
Ve sabah kalktığımda midemde bulanıyordu ? neden mi ?
Çünkü bi önceki gece Marco_pasa namıyla bildiğimiz Salih efendi ile taksime akıyoruz ve Mehmet ile buluşuyoruz..
Marco bize diyor ki gelin starbucks'a gidelim gidiyoruz.. yaz akşamı saat 22:00 sıraları.. sıcak çay kahve içecek değiliz soğuk bişey içelim diyoruz ve salih bizi şu çok güzel dediği bi karışımı içmeye ikna ediyor. hal ve tavırlarından daha önce 16-17 kere içmiş herhalde diye düşünüyoruz.. Muz süt çikolata buz karışımı ve üstünde bi nevi köpük gibi krema gibi bişey var.. pipetle içiyoruz.. içinde her ne varsa artık pipeti tıkıyor bi yerden sonra tıkanmış pipetten o sıvıyı içmek için olanca nefesinizle içinize çekiosunuz o şeyi.. ve bu sefer pipet açılınca o şey o hızla ağzınıza giriyor ve hızını hiç kesmeden eğer o an bi boş anınıza denk gelmişse burnunuzdan çıkabiliyor :D es kaza pipeti içinde o sıvı varken bardakdan biraz çıkartacak olursanız böle sümük kıvamında bişeylerin aktığını görüyorsunuz ve ıyy ben bunumu içiyorum yaa diyorsunuz.. ve asıl şu anda bu yazıyı yazarken kıllanıyorum :) starbucks in kendi ürünlerini tanittiği ana sayfasında bile bizim içtiğimiz o şeyden yok :S
işte böyle bi geceden sonra sabah oluyor ve siz aslan gibi kahvaltıyı kaçırıyorsunuz :) yetmiyor ertesi gün hala mideniz bulanıyor..
Ama müthiş keyifli zaman geçiriyorsunuz :) iki arkadaşınızlada ilk kez görüşüyorsunuz ve mükemmel bi muhabbet çeviriyorsunuz :) daha ne olsun.. Bide o kaymaklı sümük gibi şey yerine adam gibi bişey içseydük güzel olacağıdı :S

