Bazı Arkadaşlar buradaki 4. Devrim Sabahı isimli yazıyı okuyunca beni Açıktan AKP propagandası yapmakla itham ettiler :)
Arkadaşlar ben burada kendi fikirlerimi yazıyorum . Dünya görüşüm milliyetçilik değil memleketçiliktir.
Memleketin hayrına , dirliğine ve düzenine iş yaptığını gördüğümde birisini ona destek vermektir.
Herkes birilerini bir şeylerle itham ediyor. Benim anlayışıma göre bu ispatlandırılmadığı sürece itimat edilmez.
Özal ve Erdoğan amerikancıdır demişti bir arkadaşım. Evet belgesini ve ispatını görmediğim sürece buna itibar edemem..
Hakkaniyet anlayışım ve Vicdanım buna geçit vermez..
Eğer yarın (isim önemli değil) , Başka birisinin memleket ve millet için daha iyi şeyler yaptığını görebiliyorsam ve cidden samimiyetine inanıyorsam vicdanen buna kanaat getirmişsem ben onu destekleyeceğim.
ama bugün meydanlarda dolaşan.. ''Sözde'' vatanseverlerin , ülke için bir taş dikememişlerin sırf birilerine inat ve sırf onları al aşağı etmek için bir araya gelmesini de memleketseverlik ve memlekete hizmet etme isteği olarak algılama gafletinde bulunmamı kimse beklemiyordur herhalde.. ki ben bu şekilde algılamayı da vatana ihanet kabul ediyorum.Nede olsa Genelkurmay başkanımızın dediği gibi '' Sözde değil Özde '' samimiyet ilkesi aranıyor sandıkta.. ve Halk bu samimiyetin kimde olduğunu kimde olmadığını vicdanlarındaki sesi dinleyerek bulabiliyor..
Ve dediğim gibi bugun ülkeye Akp hizmet ediyordur ve bende onları desteklemekte bi sakınca görmüyorumdur. Ama yarın başka bir parti gelir. kalkıp da ondan sonra körü körüne köhne bir gelenek gibi eski partiye oy vereceğim saplantısında olmam. Benim aradığım samimiyet ve daha iyi hizmet kimdeyse onunda hakkını vermesini bileceğiz. memleketperverlik budur. körü körüne bir partinin isminden dolayı onların kısır politikalarına saplanıp kalmak '' milliyetçilik '' olmadığı gibi başka bir partinin başka bir köhne politikasına sırf isminden dolayıda '' halkçılık ve cumhuriyetçilik '' olarak algılayıp onlara da aldanacak değiliz.
Ki millet olarak kötü bir özelliğimiz burada işimize yarıyor.. '' Biz millet olarak etikete değil . İçindekine bakarız birşeyin ''
Birinin etiketinde milliyetçi.. diğerinde demokrat.. bir diğerinde cumhuriyet ve Halk yazsa da.. İlkokul çocuğu değiliz etiketlere takılıp kalmayız. Biz içine bakarız ..
İşte bunun için içini ve dışını bir gördüğümüz partiye destek veriyor.. kimileri ne kadar amerikancı ve ya farklı etiketler yapıştırmaya kalksalar da .. biz etiketlere takılmayız. Eğer bir gün bu amerikancı iddialarını ispatlayabilirlerse samimi olarak.. körü körüne de inat edecek değiliz.. Ama şu bir gerçek ki bu cümleyi kurarken asla ispatlara dayanmayacağını da kestirebiliyorum..
Şimdi herkes yazının başlığına takılıp kalmıştır. bunca şeyi okurken bile akıl oradaydı eminim :)
Blog'um Akp nin emrinde ne demek ! ?
Şu demek : Tuncay Özkan dan neyim eksik ? :) Ha benim blog ha onun kanal.. aşağı yukarı aldığımız hit'ler ve Raiting kafa kafaya :) o degilmiydi kanalım chp nin emrindedir diyen :)
O saf nerden bulduğunu bile söyleyemediği 17 milyon dolarcıkla bu reytingi alıyor.. Ben beleş beş kuruş harcamadan :) o Saf kaçırdığı vergilerin içinden nasıl çıkacağını kara kara düşünüyor ben vergi vermiyorum blog açtım diye :) çünkü istemiyor kimse..Onun kanalını her an maliye basabiliyor bizim evin yolunu bile bilmez maliyeciler.. :) o kanalıma reklam verilmiyor diye bas bas bağırıyor.. Ben bloga google reklamlarını koysam paraya para demem.. Zavallı tuncay düşene vurulmaz ama kusura bakma içimden şahane bi vole çakmak geliyor seni her gördüğümde :) O mitingden mitinge koşuyor el boş avuç boş .. ben burada 3 oy kullanacak kararsız seçmenle konuşuyorum mahallede AKP ye 3 oy daha kazandırıyorum :)
Tuncay'ı ne zaman görsem aklıma bi kaset gelir.. Kaset Erbakan amcanın popüler elamanlarından şevki yılmaza ait.. '' Ben bu parlamentonunnn... '' diye başlayan ve sonra bizzatihi parlamentodakileri gayri meşru ilan eden o meşhur kaset gelir aklıma.. Gülerim :) geçerim..
kendi kendime derim.. buda herhalde ulusalcıların şevki'si :) ..
Yani kısacası o arkadaş bi taraflarını yırtıyor çalıyor çırpıyor bir şey yapamıyor..
Ben burada relax relax hiç masrafsız ve çalıp çırpmadan.. onu geçiyorum..
Buradan AKP yöneticilerine sesleniyorum.. '' Bizim 3 milyon doları da reklam çalışmaları adı altında bir ara gönderseniz '' :P
Malum reklam dediğiniz para ile yapılıyor :)
Dipnot : kendime çok kızıyorum 5 yaşında sünnet oldum diye.. Tuncay 40 yaşında oldu bakın sünnette takılan paralarla kanal açtı.. ben 5 yaşında oldum da ne oldu ? Sünnet parasıyla uzaktan kumandalı araba aldılar oda iki günde kırıldı.. Of be insan bari bi çanak anten alır.. kendi çapımızda yayın yapardık mahalleye :) o yaşlarda adım atardık medyaya.. ama nerde o zihniyet bizim pederde.. töbe yarabbim ya adamı günaha sokacak :)
Blog'um AKP nin emrindedir :)
| 23 Mayıs 2007 Çarşamba
Cii~ Nedir ?
| 20 Mayıs 2007 Pazar
Cii , Dengedir. Hayatta olacak şeyler vardır . olmayacak şeyler vardır. Bazı şeylerde olmakla olmamak arasında bina edilmiştir.
Cii o arada bulunan şeyleri hedef almaktır. olması gerekeni oldurabilmek. olmaması gerekeninde önüne geçme biçimidir..
Cii Bir yaşam felsefesidir , kimsenin hayal etmediğini hayal etmek , ve onun üzerine bir plan kurmaktır. Sanılanın tersidir. olması gereken önce planı kurmak sonra o plan üzerine hayallerinizi inşa etmekken. Cii bunun yanlış olduğunu görüp önce hayali bulmaya karar vermek ve belki yıllar süren bir arayışın sonunda hayali bulunca o hayalin üzerine planlarınızı kurma biçimidir.
Cii , tehlikedir . Aradığınız hayali belki hiç bulamama riskini göze almaktır.Bir hayal bulmak için belki kurulu olan her şeyi hiç birşey için altüst edebilme riskini omuzlamaktır..
Cii , Herkesin olmaz bu gerçekleşmez dediği şeyi , gerçekleştirebilme inadıdır.
Cii , Başkalarının hayal bile edemediği düşüncelerde ayak izini bırakabilme kabiliyetidir.
Cii , ışığı aramaktır. Karanlıktan korkmamaktır. Karanlık olmasa ışığın ışık olmayacağını isimlendirilip nitelendirilemeyeceğini bilmektir. işte onun için ışığı en zifiri karanlıkta aramaktır.
Cii , Aklını kullanmak değil , Başkalarınında aklını kullanabilmektir.
Cii , bir idealdir . Hedefe giden yolda önünüze çıkan her engeli , engel olarak bırakmadan hedefinize giden yolda kendi lehinize kullanabilmektir..
Cii , Kimsenin yapılabileceğine inanmadığı şeyleri bulup inadına yapmak ve onları mahcup etme isteğidir.
Cii , Doğruyu savunabilmektir , Doğrunun en güçsüz kaldığı , Yanlışın ve yanlışı savunanların en güçlü olduğu ortamda , pervasızca , korkusuzca ve en gözü kara biçimde doğruya doğru olana ve doğruyu söyleyene sahip çıkmak ve doğrular için çarpışabilmektir..
Cii , Kararlılıktır. En zor durumda bile en doğru kararı zaman kaybetmeden ve korkmadan çekinmeden ürkmeden , verebilmektir . ve sonucu ne olursa olsun geriye dönmeden ve hayıflanmadan yada geride kalan ne kadar doğruda olsa bunu dile getirmeden yola devam etmektir..
Cii , Yapılması gerekene , Dosta ve düşmana aldırmaksızın Kişileri umursamaksızın hükmetmektir.
Cii , Bir karakterdir , Bir Kişiliktir.
Cii , Bir yaşam biçimidir
Cii , Bir mücadele şeklidir.
Cii , içinde çılgın fikirlerin dolaştığı bir ruhtur. O ruhun hayatla kesiştiği tek noktadır..
Cii , çılgın fikirlerin işlendiği ve şekillendirildiği bir enstitüdür.
Cii , Çılgın Fikirler Enstitüsüdür..
ve siz şu anda oradasınız ! ,
Cii'ye hoş geldiniz
4. Devrim Sabahı..
| 16 Mayıs 2007 Çarşamba
Birileri meydanlarda , kampüslerde hep bağırır '' Tek yol devrim '' , '' Yaşasın Halkların kardeşliği '' , '' Kahrolsun Emperyalizm '' , vs. vs. aslında bilirsiniz o masalı hani bu solculuk oyununa kendini fazla kaptırmış körpecikler biraz daha kaptırınca kendilerini sosyalist olurlar ve kapının diğer ucunda onları komünizm bekler. ve komünizmin ben iyi şeyler vaat ettiğini hep duyarım.. ancak vaat ettiklerini ne komünizmin babası marx zamanında nede bugüne gelene kadar elde ettiğini hiç görmedim yani bi nevi olmayacak duaya el açmak..Bi nevi odun kafalılık.. mantıksızlık neden mi ? Bir şeyin yarar getirmediğini gördüğün halde o yolda israr etmek enayilikten başka nedir ?
Ülkemizde de vardır bu ateşli devrimcilerden.. önce bir üniversite kampüsünde yada devlet yurtlarında toplanırlar.. ilk iş bir miting bir eylem birşeyleri protesto etmek gibi gereksiz ve işe yaramaz bir amaç uğruna emek harcamak olur.. Bir şey yaptıklarını sanıyor olmanın vermiş olduğu o işe yarama , ülkem için birşeyler yapıyorum ruh haliyle kendilerine fazlaca güvenmiş bir tema ve sanki bugün attıklar çığlıkların üzerine yarın devrim hükümeti kuracakmış kararlılığı ile bas bas bağıran körpecikler.. kafaları hiç basmamış olan körpecikler.. Yada biraz daha acımsar bi ifadeyle.. Zavallıcıklar..
amaçlarına hiçbir zaman ulaşamamış ve ulaşamayacak olan ama bunu farketmeyecek kadarda kör olan idraksiz beyinler topluluğu.. anlamaktan uzak diretmişlik ve çocukça inattan biraz daha fazlaca gayret gösteren meyve düşsün diye kavak ağacını taşlayan ama marifeti meyveyi düşürmek değil taşı atmak sanan ve taşı attık diye sevinebilen o nadide zavallıcıklar..
Konumuza dönecek olursak bu zavallıcıkların ve onların dedelerinin yıllardır hülyalarını süsleyen ama bir türlü göremedikleri uğruna şarkılar türküler marşlar dizdikleri o devrim sabahı çok yakındır.. ve daha güzel bir haber vereyim o devrim sabahları ikisi yakın biriside o yakından çok daha yakın olmak suretiyle geçmişimizde üç defa yaşanmıştır ve dördüncüsü de yakın gelecekten çok daha yakındır..
Şaşırdınız değilmi.. bu aş iş emek devrim.. kahrolsun emperyalizm diye bağırmaktan başka işe yaramayan topluluk ne zaman neyi devirdi.. devirdi de bizim neden haberimiz olmadı şaşkınlığı ile bakıyorsunuz değil mi..
Bu gayet doğal çünkü devrimi onlar yapmadı..ve bal yapmayan arı misali hiçbir zamanda muvaffak olamayacaklar.
Bu ülkede ilk devrim , bir ahbabına '' dikkat et bu millet nankördür '' diyen , inönü savaşlarında düşmanın yaklaştığını duyduğunda düşmanın geldiği yönün tersi istikamette son sürat at sırtında kaçan . Savaş bittiğinde savaş sanki onun himayesinde kazanılmışcasına fiyaka satan.. İsmet İnönü'ye ve onun baskılarına , sindirme politikalarına karşı 14 mayıs 1950 de bu uğurda daha sonra canını veren Adnan Menderes tarafından yapılmıştır !
Bu devrim sayesinde ülke en az 20 yıl ileri gitmiş. Çağdaşlaşma adına önemli adımlar atmış . Nato ya girerek sınırlarını ve milletler muvazenesindeki yerini keskin bir şekilde belirginleştirmiş. muasır medeniyet olma yolunda merdivenin ilk basamağında bi ileri bi geri sayan iktidarı yok edip 2. ve 3. basamak aşılmıştır. Halk Refahı ve huzuru görmüştür..ekonomi alanında ismet inönü zamanında hala savaştan kalma ekonomi sistemi ile geçinmeyen çalışan yokluk gören ülke ekonomisi Hasan Polatkan'ın usta ellerinde hamur gibi yoğurulmuş ve dünya piyasalarına adım atmıştır.
Ancak bunu çekemeyenler derin güçler ve ülkenin iyiye gitmesinden rahatsız olanlar.. bu yürekli insanların varlığına tahammül edememişler ve kendilerine göre '' gereken '' ne ise onu yapmışlardır..
ülke yine bir karanlığa düşmüş.. yine bir olduğu yerde sayma evresine girmiş. yine bir sıkı yönetim yine bir baskı yine bir huzursuzluk devam etmiş. yönetim darbelerle ve idamlarla el değiştirmiş ve bir müddet daha bu devran hüküm sürmüştür..
taa ki ikinci devrim sabahına kadar.. Turgut Özal Başbakan , Kenan evren ise Cumhurbaşkanıdır , ancak başkan seçimle değil tepeden inme gelmiştir. ve orada bür süre durdukdan sonra ülke normale döndü kanaati gelerek seçim zamanı başbakana sormuştur. Cumhurbaşkanı olarak kimi seçeceksiniz ? , Başbakan cin fikirli hiç bu mantıkta bi zavallıya top kaptırır mı ? Cevap nettir : Tabiki Sizi seçeceğiz paşam.. ve Paşa bu masalla uyutulmuştur .. uyandığında ise çok geçtir.. 2. devrim hayat bulmuştur..
Turgut Özalın zamanında ülke baştan başa otoyollarla kuşatıldı.. vatandaşlar araba diye birşeyin var oldugunu gördü.. Telefon denilen teknolojinin tadına bakıldı.. modernleşme sanayileşme ve teknikleşme adına büyük adımlar atıldı .. ancak bundan da dış güçler rahatsız olmuş olacak ki Türk birliğini kurma aşamasında Turgut Özal zehirlenmek suretiyle can teslim etmiştir. ve Milleti için can teslim edenlerden bir diğeri de odur..
Turgut Özal'dan boşalan koltuğa '' Morrison Süleyman '' yada daha bilinen tabirle Süleyman demirel geldi . 2 dönem cumhurbabalık yaptı ancak Halk ve vatan adına olumlu yapabildiği hiçbirşey olmadı.. Tek birşey yaptı halkı için onunda adı 28 şubat postmodern darbesi..
Ancak muvaffak olamadılar ve dağıldılar. o baskı kısa sürede halk tarafından geri püskürtüldü . Ezmek sindirmek ve bağlılıklarından uzaklaştırmak istedikleri halk üzerine ters tepki yaptı.. onlar neyi istemediyse Halk onu istedi.. onlar neyi istediyse Halk inadına istemedi.. ve bu savaşın sessiz galibi halk oldu..
O dönemde milletin kafası iyice bulandırıldı ve insanlar birlik olamadı , bütünleşemedi , ve ülke karambolde kendini yönetmekten aciz insanların eline kaldı.. ama bu gidişata dur demekte kısa sürdü..
3 kasım 2002 , üçüncü devrim sabahı.. Halk aradığı yeni lideri seçti ve ülkenin uzun süredir hasret olduğu o tek başına iktidar gerçek oldu.. Ülke adına büyük adımlar atıldı. 255 milyar dolar olan dış borç , 11 milyar dolara kadar indirildi. Ülke ortadoğuda ve dünyada hatırı sayılır bir noktaya geldi.. Birçok dünya ülkesi üzerinde hatırı sayılır bir etkisi oldu ve söz sahibi bir statüyü elde etti. prestij kazandı ve ekonomisi genişledi , enflasyon %94 lerden %8 lere kadar düştü.. Sağlık reformu hayat buldu , işsizlik %30 lardan %11 şere geriledi.
Ancak bunca başarıdan sonra hükümet cumhurbaşkanını seçeceği zaman şer güçler bunu sindiremedi. Laik sistem tehlikede , ülke elden gidiyor , şeriat gelecek , cumhuriyete sahip çıkın gibi söylemlerle kendi yaptıkları öcülerden önce kendileri korkar oldular.. öncesinde demokrasi adalet eşitlik diyenler bugün demokrasiye karşı çıkmaktan geri durmuyorlar.önceleri batılılaşma çağdaşlaşma diyenler bugün Batıyı düşman belliyorlar , Çünkü batı onların sandığı ve istediği gibi değil gerçek demokrasi yanlısı batı.. Bir ulusalcılık ayranı köpürttüler gitti. ordudan buna bir yanıt beklediler bulamadılar baktılar olmuyor iş başa düştü dediler kendileri yollara düştüler ama gördülerki bu süreçte emek veren para harcayan onlar ama kazanç istemedikleri karşı cephenin.. :)
Daha önce hiç aranmamış olan 367 şartı nedense birden bire aranır ve gereksinim duyulur oldu..ancak bu birşeyi değiştirmedi sadece 4. devrimin sabahını biraz daha ilerilere attı. Güneşin doğması biraz daha gecikecek ama mutlaka o güneş doğacak..
23 temmuz sabahı uyandığınızda yep yeni bir Türkiye'ye uyanacaksınız.4.devrim sabahına uyanacaksınız ancak bunu çekemeyenler yine olacaklar. Bugün itibariyle medyanın bazı gazete ve televizyonlarında mevcut gidişatı kötü sanan güruh o sabaha nasıl uyanacak merak ediyorum .. Gerçi biliyorum bir yerlerde seçime hile karıştırıldığı malum bir partinin oylarının eksiltildiğini iddia edecekler.. sandıkdan lider çıkan partinin sahte oylarla liderleştirildiğinden dem vuracaklar.. ama o en başta bahsettiğimiz kuru gürültü korosu gibi oldukları yerde sayacaklar..
Pardon duyamadım ? 5. devrim sabahımı dediniz ?
Ona hiçbir zaman gerek kalmayacak.. :) Çünkü bir avuç karanlık Güneş doğduktan sonra ülkeyi boğacak gücü kendinde bulamayacak.. tutki buldu ne olur diyecek olursanız da . Onuda söyleyeyim..
Adnan Menderesin dudaklarından dökülen ve onun son vasiyeti saydığımız sözleri , itina ile biz varisleri tarafından devralınmış bir emanet bilinciyle bizim ilk sözlerimiz olur..
'' Demokrasi Sana Canım Feda ! ''
Yıllar Önce tutulan dilek gerçek oldu..
| 7 Mayıs 2007 Pazartesi
Yıllar öncesiydi.. Bir samimi duadın dilimden dökülen ve tüm kalbimle içimi sıcacık ısıtarak dilimden dökülenlere kalbimle eşlik edilen.. Bir nefestin beni düşünce cennetlerine sürükleyen.. Bir meraktın.. acaba dedirten aklımı türlü türlü dağların tepelerinde gezdiren.. ovalara kuş bakışı baktıran.. Kâh gökyüzüne yıldızlara koşturan..Kâh yeryüzünde dinlendiren..
Tatlı bir düştün.. önce fikrime düştün.. Sonra içime Düştün.. Bir baktımki Bir zaman sonra hayat sahnesinde yoluma düştün.. karşima düştün.. Gözlerinin içine düştüm.. Sevdaya düştüm.. Yağmur altında ateşe düştüm..
Anladım ki Makamı ilahide yeri tahsis edilmiş olanlardanız.. Anladım ki şu milyarlarca insan arasında incecik bir çizgiden ince iki kaderin karşilaşması ince bir sanatın ve o sanatın arkasındaki Sanatcının eseri.. ve anladım ki.. Biz kendimize kalsak birbirimizi bulamazdık..
Türlü heveslere Hevalara kapılır.. savrulurduk küçük çıkarların deryasında büyük düşlerin uzağında kalır. Ayrı vadilerden süzülür umulmadık yerlere düşerdik.. anladım ki.. Seni sevmek.. Makamı ilahiden süzülen bir ışık hüzmesinin senin ve benim yüzüme aynı anda vurması gibi birşey.. onca karanlıkta iki ışığın aydınlığı ile birbirini bulması gibi birşey..
anladım ki sevgili..Seni bana gonderen.. ve bana seni bekleten , senide benide en iyi bilen..
Yıllar önce tutulmuş bir dilektin.. 2 dudak arasından süzülen ..
Bir akşam üstü yüzümüzü döndüğümüzde kutlu mekana ellerimizi açtığımızda göremediğim ama avuclarıma dolan nurdun..
ve makamı İlahi'den verilen Cevaptın..
Kabul olmuş duamdın..
Sen bu Asrın hayırlılarındandın..
Beklediğimdin.. Bulduğum ve kavuştuğumdun..
--
Gün gördüm.. Günler Gördüm..
Seni Gördüm Şad oldum..
Yüzleşme..
| 30 Nisan 2007 Pazartesi
Herşeyden Erken başladi benim yüzleşmelerim.. Çocuk olmamdan bile erken.. Birçoklarımızın daha yaptıklarından bile sorumlu tutulmadığı zamanların çocuk yükünü hatırlarım omuzlarımdaki ve beni korkutan..ürküten inciten..
Korktuğum karanlıkları hatırlarım.. ürperten ve içimde deli deli çarpıntılara sebep olan.. Beni titreten..Karanlığın içinden sanki birşey uçup üstüme atlayıverecekmiş beni öldürecekmiş yada zarar verecekmiş gibi beni korkutan tir tir titreten.. çocukluğumun kabuslarından birisi ve her tarafımı saran..
ve sonra başka bir korku.. çok erken başladı demiştim , geçtiğimiz bir kac sene öncesine kadar yarı şizofren bir ruh ve görülmeyen şeyleri gören ve yine onların tacizine ugrayan ben.. ve kimseye söylemeden çekilen bir 16 sene..
ve sonra her gece yatagimin altından birisi cıkacakmiş hissi ile uyumaya calişmak.. ve bazende korkudan dişlerimi kilitleyip yorganın altında ölmeyi beklermiş gibi sanki her an birisi tepeme balyozu indirecekmişte ben sımsıkı kendime sarilmişimda ölmeyi beklermişim gibi uyumaya calişir bir ruh hali..
ve sanki her an ensemde arkamda biri varmiş gibi hala sanki ensemde hissettiğim nefesimle bana saldirmaya hazir sürekli peşimde oldugunu sandiğim birinin tedirginliği..
Evet , psikolojik denilen ve tedavi gerekir denilen tanılar ve semptomlarla daha onların bir rahatsizlik oldugunu bilmeden cok onceleri tanişmiştim ve yanımda kendimden başkası yoktu karşı koyabilecek. Cunku biliyordum ya uydurduğumu sanacaklar. yada hadi lan öyle şeymi olurmuş ciddiyetsizliği ile önemsemeyeceklerdi..
Yaş ile hiçbir alakası olmadiğini farkettim sonra.. çünkü büyüdükçe geçmesi gibi bir durum olmuyordu.. Baktım olmuyor bir gece koydum kafaya kurtulmayı.. ne varsa rahatsiz eden beni.. Evet bir nevi intikam ve bi nevi ne varsa rahatsiz eden beni rahatsiz etmek en derinden rahatsizliğin kendini..bunu koydum kafaya..
Ama öyle yapacağim edeceğim demekle olmadiğini fark ettim sonra ve düşünmeye başladım.bi nevi Güç toplamaya cesareti inşa etmeye.. aklımı kullanmam gerektiğini fark ettim sonra bu kuru cesaret ve meydan okumanın işi değildi dogru hamleyi yapmanın gerektiği zamanlarda düşüncenin vazifeside olacakti.. ince ince planlamak lazımdı içeride herşeyi..
ve düşünmeye başladım öylece .. ama bu sefer acaba birisi cıkacakmi acaba karanlıkdan üstüme birşey atlayacakmı yoksa arkamda birimi var diye değil.. bu sefer nasıl kurtulurumun hesabını yapmaya başladım.. ve ihtimalleri bir bir ele almaya başladım.. Dedim kendime :
karanlıktayım ve üstüme birşey atladı ne olur ? en fazla dayak yerim hadi tut ki daha ciddi en fazla ölürüm ? .. korktugum şey bumu kaybetmekden korktugum şeymi bu.. ve ölümü düşündüm sonra Nedir ölmek.. yada her ne ise karanlıkta oldugunu dusundugum şey neden öldürmek istesin beni ? uzun uzun muhasebe ettim kendi içimde önce kendimi sonra alemi..
Ama iyi olmustu cunku bilinmezlerin ortasında bir ben ve etrafımda ucuşan korkular yoktu artık içimde..
Önce yatağimin altındaki adamdan kurtulmakla başladım mucadeleye.. Yatak olmazsa altında adamda olmayacaktı.. yer yatağinda yatmaya başladım :) evet acıkcası daha rahattı. sonraları duydum ki benimle benzer durumda olan birisi bu durumdan kurtulmak için servetinin yarısını dökmüş psikologlara ama cözüm bulamamiş :) Vay salak dedim.. yer yatağini akıl edememiş..
ve sonra geriye karanliğin içinden üstüme atalayacak olan o yaratık kaldı.. Baktımki aydınlıkda oldugum surece karanlıktan korkacağim farkettim korkularımla yüz yüze gelmem gerekiyor.ve tedirgin ola ola girdim karanlığın içine.. ne olacaksa olsun ama ben korkmayacağım diye mırıldanarak ve baktımki karanlığın içinde birşey yokmus.. içimde bir rahatlık hissettim ve sonra baktımki ne zaman arkamı donup aydınlıga donecek olsam karanlık tedirgin edecek beni. karanlıkdan cıkmamaya karar verdim ve otururken onun için söndürürüm ışıkları..
ve arkamda oldugunu sandiğim adam.. o hala oldugunu sandiğim yerde.. evet olmadiğini biliyorum ama ona daha cozum bulamadım.. onun orada olmadiğini mantık olarak kabul ettirebilsemde kendime hislerime söz geçirebilmiş değilim hala yarı şizofrenik bir ruh hali ile bakarım durup arkama...
ve o gece..
Bilmiyorum rüyamıydı gerçekmiydi.. Uyuyordum ki.. üstüme birşeyin atladiğini farkettim tüm ağırlığını hissettim üzerimde sol kolumla savurdum üzerimden aşağı düştü kalktı bir daha atladı ve yine savurdum .. üçüncü atlayışında artık sinirlenmiş olmalıyım ki..o yerden kalkamadan ben yataktan kalktım bu sefer ben atladım üstüne.. ve olanca gücümle
boğuşmaya başladım vuruyordum sıkıyordum bogazını kurtulmaya calişiyordu yumruk savuruyordu ama o gece galip gelen bendim..
ve şimdi farkediyorum ki..
3 nimetin ne zaman kullanilacağini bilmek , insanı muzaffer kılıyor..
Aklınızla düşünmek ve dogru zamana karar vermem..
Dogru zaman gelene kadar sabretmek..
ve dogru zaman geldiğinde tüm cesaretinizle yapmanız gerekeni yapmak..
Evet insanı başarılı kılanın bu oldugunu gordum.. Kimilerine gore şizofrendim.. kimilerine gore ise üstümde büyü vardi ve ben diğer alemin canlıları tarafından rahatsiz ediliyordum..
ama artık bitti..
Yüzleşmeniz gereken zamanda yüzleşmeniz gereken şeyle korkmadan yüzleşebiliyorsanız eger ve kaybetmekten korkmuyorsanız başınıza geleceğine inandiğiniz o en korkutucu şeyden korkmuyorsanız ve kendi içinizde kendi muhasebenizde titremeden ayakta durabiliyorsanız ve tüm hisleriniz ve kalbinizle ruhunuzla bir bütün olabiliyorsanız. ve sarsılmadan durmanın hesaplarını yapabiliyorsanız.. Evet zor olsada ölümden bile korkmuyorsunuz..
Tek sorun yüzleşebiliyor olmanız..
İnsanı çürüten ve aciz kılan şeyin korku oldugunu bilmeden korkmak ve umutsuzluga düşmek sizin asıl düşmanınız olmalı.. evet birçok şey aleyhinize olabilir ve birçok şey sizin başarisiz olmanız için hazır vaziyette sizi bekliyor olabilir hayatın size tuzakları olabilir. ama işte sınavda budur. Bahanelere takılmadan.. Engelleri umursamadan.. Cesaretin onurunu içinizde eksik etmeden inandiğiniz şeye ulaşana kadar durmadan yürüyebilmektir hayat.. Zamanı gelir yavaşlarsınız zamanı gelir duraksarsınız zamanı gelir koşarsınız ama her ne olursa olsun bir şekilde ilerlersiniz vazgecmeden.. işte budur sınav..
Hayatında kimse hayalleri ellerine verilmiş olarak dogmadi. en zengin adamın oglu bile bir hedef belirledi babasının alamayacaği..
Bir yarişin tam orta yerindeydim.. ve rakiplerim Start cizgisindeydi.. Ben ise start cizgisinin 100 metre gerisinde önümde 10 engelle başlayacaktım yarişa.. 100 metre geriden ve 10 kocaman engel.. sonunculuğu kabullenmedim. Herkesin oyle olduguna inandiği şeye ben inanmadım . kimsenin yapabileceğine inanmadiği şeyede tüm kalbimle inandım..
Bugün .. Finişe az kaldı ve bakıyorum benimle yarişa cıkan önünde engel olmadan başlayanların cogu birşeyleri bahane ederek düştüler yariştan.. Bana şans tanımamiş olan ilkokul öğretmenim en cok şans tanidiği öğrencileri tarafından hayal kırıklıgına ugradı.. 40 kişilik sınıftan hiç şans vermediği çocuktum ben.Üzgünüm öğretmenim bunu yapmakdan vazgecmeyeceğim o en cok güvendiğiniz çocuklara inat onları geçeceğim önce onların kabuslarında bile göremeyeceği o en korkunc şeyleri ben hergun gorsemde inadına koşacağim..
Çünkü hayat , inanmaktır .. inat etmekdir.. inandığın şeyler için savaşmaktır..
Çünkü hayat mücadele etmektir..
ve yine üzgünüm öğretmenim..
sınıftaki herkesin hayal dünyasını siz şekillendirmiştiniz. ve sizin verdiğiniz şekillerin kumdan kaleler gibi dağildiğini gördüm.. Bircok öğrencinizin şimdi o dağinik kum kaleler arasında caresiz kaldiğini gordum.. Ne mutlu ki sizin verdiğiniz şekile itibar etmemiş olmanın gücü ile ilerliyorum..
Çok yakında göreceksiniz ki , Ömrü hayatınızda yetiştirdiğiniz hiçbir öğrencinizin başaramadiği birşeyi ben yapacağim..
Muhtac oldugum kudretmi ?
Evet , Muhtac oldugum kudret Yüreğimdeki Asil Cesaret'te Mevcuttur.
Renklerin Dili
| 22 Nisan 2007 Pazar
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Güler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, renkler konusunda dünyanın birçok ülkesinde onlarca bilim adamının çalışma yaptığını ifade etti.
Kansas Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, sanat müzesinde bir araştırma için halının altının elektronik bir sistemle donatıldığını, duvar renginin beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapıldığını belirten Güler, şöyle devam etti: ''Arka fon beyaz kullanıldığında insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terk etmişler. O yüzden dünyadaki fast food restoranlarının hemen hemen hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi, şampanya, pembe karışımıdır. Hemen hemen hiç bir fast food restoranının duvarını beyaz göremezsiniz.''
Renklerin insanlar üzerindeki yadsınamaz etkisini fark eden batılı şirketlerin bunu iş yaşamında sıklıkla kullandığına işaret eden Güler, ''Bizim lokantacılar ise lüks tutkusuyla aslında uzun oturulması ve keyif alınması gereken bir yerde yanlış uygulama yapıyorlar'' dedi.
Güler, kahverenginin teklifsiz, rahat bir renk olarak kabul edildiğini belirterek, ''Kahverengi, karşınızdakinin kendini resmiyetten uzak, daha rahat hissetmesini ve açılmasını sağlar. Hastahaneler logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir,tabiatı en çok hatırlatan renktir. Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri tespit edilmiş'' diye konuştu.
-RENKLERİN DİLİ-
Siyahın, gücü ve tutkuyu temsil ettiğini ifade eden Güler, diğer renklerle ilgili yapılan çalışmalar ve bazı sonuçlarını şöyle açıkladı: ''Siyah: Hırsın bir ifadesidir. Bizde ve batıda siyah, matemi simgelerken Japonya'da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein, konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girer ve öyle düşünürmüş. Mavi: Freud, maviyi 'sakin' diye niteler. Faber Birren ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden mavi taşlıdır. Sakinleştirici bir renktir, batıda bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir, sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. O yüzden dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar. Mor: Nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinç altında korkuttuğu tespit edilen bir renk. Sarı: Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin ifadesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye. Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar. Beyaz: İstikrarı, devamlılığı ve temizliği simgeler. Beyaz elbiseler sizin temiz olduğunuz imajını verir.''
Turnikenin Hakkını Vermek..
| 20 Nisan 2007 Cuma
Bir kaset dinlemiştim.. Orada eski zamanlardan Asrı saadet anlatılırken o yüce insanların ruh hali tematik olarak önümüze konuluyor sanki 2 kere 2 dört edercesine ve görüyormuşcasına hissetmemizi sağlıyordu.. O muhterem zaatların ruh halini anlatırken günümüzlede kıyaslama lar yapiliyordu.. ve benim için vurucu o cümlede orada geçiyordu..
'' O Günlerde Turnikeye önce girmenin hesabını yapmak yoktu.. ''
Evet yoktu.. çünkü o günlerde turnikeden her geçen fazlasıyla hakkını veriyordu..
Belki kimseye ve çoğu kimseye birşeyler düşündürmeyen bu kısacık cümle benim en derin yaramı dağladı. içimde düşündüklerime belki dişarıdan tercüman oluyordu..
Düşünün ki uzun bir yoldasınız.. ve konvoy halinde ilerliyorsunuz en önde bir araç onu takip eden bir araç ve onu takip eden araç.. bu şekilde gidiyor zincir.. ve bir yola geliniyor turnikeden geçiliyor. o turnikeden girildikten sonra yol sadece sizin değildir. o yolu kullandığınız sürece attığınız her adımda arkanızdan gelenlerin ve önünüzde gidenlerin hakkı vardır. Bu hakkı sadece turnikeden geçmiş olmanın verdiği en basit ve en avam bir mantıkla gasp etmeyede hakkınız yoktur.Çünkü sizin yerinizi korumak ve kendi nefsi isteğinize yaşam hakkı tanımak için verdiğiniz bu tür cevazlar arkalardan gelenlere fırtına gibi aksayacaktır ve aksamaktadır.Sizin yavaşlamanız ve o yolun hakkını veremeyişiniz. Arkanızdan ilerleyenlerinde sizin onunuzde gidenlerle aralarındaki mesafenin açılması olarak arkadakilere yansıyacaktır ve bu bir kul hakkıdır. Sadece turnikeye önce girmiş olmanız size bu hakkıda asla tanıyamaz.
bugün bunu nesiller için düşünebiliriz. insanlar için düşünebiliriz. hayatın pek çok yerinde bunu görebiliriz. Gençsinizdir dahisinizdir atiksinizdir. ama gel gelelim sadece turnikeye sizden önce girdiği için birileri hiç bir vasfı olmadan sizin üzerinizdedir. Bunu yazarsınız bi kenara.. derdiniz ben yapayım ben edeyim bir numara olayım en üste cıkayım gibi köpürmüş köpürtülmüş enaniyet ve benlik olmasada '' Sezarın hakkı sezara '' denilmesinide beklersiniz.
Evet Asrı saadette turnikeye önce girmenin hesabını yapmak yoktu. çünkü turnikeden kim geçerse geçsin o şeridin hakkını veriyor ve tırmanmak şeridinde ne öndekilerden kopuyor nede arkadakilerin yolunu tıkıyordu..Asrı saadette turnikeden geçenlerin isimleri ve sıfatlari ve kimlikleri değil yaptıkları önemliydi ve onlar için sıralamanın önemi yoktu çünkü oldukların yerin hakkını fazlasıyla veriyorlardi..
Ama maalesef bu günlerde Ahir zamanın günlerinde turnikeye önce girmenin hakkını verip verememeyi düşünmek yok.Önümüzü tıkayan kişiler varki onlar bizim daha öndekilerle aramızdaki mesafeyide açıyorlar. ve bilsinler ne oldukları yerin hakkını veriyorlar nede arkalarından gelenlerin onların omuzlarında olan haklarının farkındalar. Onlar kişi sıkıntısı çekilirken bu turnikeye önce girmiş olmanın verdiği avantaj ömür boyu sürecek sanıyorlar. Biz önce girdik deyip arkalardan gelenlerin önünü tıkama hakkını kendinde bulanlar aynı cüretle arkalardan gelenlerinde buna saygı göstermesini beklemesinler bunu anlayacaklarını ummasınlar. Şu yaşıma geldim gittiğim her yerde gördüğüm tablo değişmedi. En öndekilere gönülden bağlıyım ama benim önümde yavaşlayarak benim en öndekilerle aramdaki mesafeyi açanlar bilsinlerki iki cihanda peşlerindeyim ve her ne surette olursa olsun hakkımı alacağim eğer vereceğim bir hak var isede gün gelir gereken yapilir..
Eğer turnikeden geçmişsem ve önümde beni yavaşlatan birisi var ise kusura bakmasın ve benden saygı beklemesin. Ben onun acziyetinin ve olduğu yerin hakkını verememesinin nefsani sebeplerini sadece benim önümde olduğu için hoş karşılayamam. ve beni sırf bu sebepten dolayı kınamak dışlamak isteyenler sanıyorum ki yarası olupta gocunanlardır.
eğer bir nesil arkasından gelen nesilin kendisini gecebilecek ve bu şeritte hızla ilerleyerek cok iyi yerlere gelebileceğini görüyor ve buna ragmen yol vermiyor. yol vermediği gibi bide o neslin önünü kesmek istiyorsa bu gözümde ap açık bir zulüm kul hakkı ve egoizmin doruklarında tevazu yaparak gezen bir ruhun hastalığını gösterir bana o insanın çehresinde..
Samimiyetten uzak ve sadece makam mansıb için bu turnikeden geçenler kendilerini cok iyi belli ediyorlar. bundanda bir gram şüphem yok ki eger elimde bir yetki ve güç olsa bunu anlamak için turnikeye önce girmiş olanlardan şüphe ettiklerimi al aşağı ederim. Eger samimiyse Müdürlükten , çöpçülüğe bile düşse bu yolda çöpçü olmakta onurdur arkadan gelmekte onurdur der ve devam eder. Eğer değilse birşeyleri bahane eder ve gider.Evladu ihyal der geçim der rızkı aramak der ve gider..
Bilsinler ki insanların insanlara verdiği makamlar gelip geçicidir. işte onun için ne müdür ne genel müdür nede vali nede general gözüm görmez , ne birilerinin yaptığı gibi yalakalıkla bi yerlere gelmek için onlara yaranırım. nede yaranmak için karşilarinda eğilip bükülürüm. Ben önümde insanların değil. onlarında yürüdüğü bu yolun neferiyim. bu turnikeden gecmenin hakkının muhasebesini derin derin nakış nakış işleyebilme derdindeyim.işte bunun için kimse benden ben mudurum ben buyum ben şuyum diye bi yerlere geldim diye geldiğini sanarak hiç bi beklentiye girmesin . Beklentisinin sonu acı olur..
Bu öyle bir zamanki.. Artık en öndeki bir avuc insanın dişinda en arkadakilere kadar arada bir kac istisna zaat haric önümüzdekilerle en öndekilerin arasındaki grup. turnikeyide unutmus.hakkını vermeyide unutmus.dünyalık işlerine bu turnikenin kendilerine sağladiği statuyu kullanarak yol tutmaya çalışmış ve inanıyorum ki. bu turnikenin insanları kendilerine en arkaya gec dese bir dakika durmazlar bunu sindiremezler kabullenemezler hazmedemezler bunu bu yolda ha ön ha son deyip yola sevdalı olmanın ruh hali ile gülerek gidemezler. bugüne kadar gördüklerim üzgünüm ama makam mansıb olarak bir yerlere gelmiş olsalarda karakter olarak bir yere gelememişler..
bunları söyleyecek gücü ve bunları dile getirecek cürreti nereden buldugumu ve nereden aldığımı düşünen varsa bilsin. Eger önümde beni yavaşlatan önümü kesen varliği ile maneviyatıma katkı yapmak ve kutup olmak yerine maneviyatımı yaptiği davranişlarla zedeleyen ve yaralayan varsa . ben nefsi mudaafa adına bu cürreti kendimde buluyorum.ve eger bununla yanliş yapiyorsamda bunun hesabını vereceğim makam hiçbir insanın önüme koyduğu bir mahkeme olamaz.
Ey önümüzde gittiği halde hızımızı kesenler. Bilin yol vereceksiniz vermiyorsanızda ezilip gerilere düşeceksiniz. olduğunuz yerin hakkını veremiyorsanız arkanızdakilerin hakkını da gasp etme merakında olmayacaksınız. Bunu söylediğim için beni 9 köyden kovdunuz 90 köyde gezsem değişmez Doğru olan doğrudur. ve eğrilerin belini kırmak gibi kötü bir huyu daima vardır.Bugun benim ağzimdan yarın benimle aynı kaderi paylaşan başka birinin ağzından..
işte bunun için..
Ya önde olmanın hakkını verin yol gösterin veremiyorsanız yol verin.. Nefsinize ve şeytana uyarak bu yolu veremiyorsanızda , bilinki kaderiniz ezilmektir. Arkanızdayız ensenizdeyiz , kusura bakmayın ama ezip geçmek için sizi ilk fırsatı bekliyoruz..
Yavuz , Tahtın hakkını veremeyen babasını nasıl indiriyorsa tahttan.. Sıffın savaşinda her iki taraf hakkı savunup sevap kazandığı halde galip gelenler haklılarsa ve onlar 2 katı sevap kazanıyorsa ve her iki tarafın ölenleride şehitken bizde bu mantıkla bakıyoruz bu mevzuya ve ezilip giderseniz arkamızdan hiç boşuna ah etmeyin. Miadınız dolmuşsa şayet.bunun suclusu biz değiliz oldugunuz yere gelirken dolduramadiğiniz karakterinize ve içine yeteri kadar ufuklar serpemediğiniz ruhunuza bilenin..
Önde olmanın hakkını verseydiniz. paşa paşa arkanızdan gelirdik.. Efendi efendi izlemekten gurur ve mutluluk duyardık. Ama siz bu hakkı kullanamadiğiniz halde bi kıyak bekliyorsanız çooook beklersiniz.
Bir Müddet Zeytin Yiyeceğiz , Sonra..
| 12 Nisan 2007 Perşembe
Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreterbirden ciddileşti: "Nazif Bey mi?" dedi. "Evet, Nazif Bey!" diye cevapalınca, hüzünlü bir ses tonuyla "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onukaybedeli dört yıl oldu." dedi. Hiç beklemediği bu haberle bir acısaplandıyüreğine. "Ya, öyle mi.?" diyebildi sadece. Hicranlı bir suskunlukla birmüddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüpgöğsüne damladı. Kendisini toparlayıp "Onun adına görüşebileceğim biryakını var mı acaba?" diye sordu. "Evet var, oğlu Selim Bey....". Titrekbir sesle "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?" dedi. Görevli hanım,insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye, "Selim Bey oldukça meşgulbir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine dekendisine bir haber vereyim." dedi ve telefona yöneldi.. Sonra "Kimdiyelim efendim?" diye sordu. "Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım."cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra mütebessim birçehreyle, "Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takipedin." dedi. Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş genişbir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyıaçarak, 'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakurve mütebessim gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,"Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi. "Bendeniz de Selim Cebeci.Lütfen buyurun, oturun." dedi, genç iş adamı. Mehmet Bey, kendisinegösterilen yere oturur oturmaz: "Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl. Vaktiylebana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânıbekledim." dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu. "Ama o büyük insanınelini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam."Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: "Fakat en azındano büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan da bahtiyarım." Misafirin busözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı, kulaklarına inanamıyordu.Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine:"Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi?"Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla"Evet" dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı. "Babamlasizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık." dedi. Profesörün yanına gelerekiki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve "Sizi karşıma Allahçıkardı." dedi. Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı. "Uzun yıllar beni miaradınız? Peki ama neden?" dedi. Selim Bey gülen gözlerle profesörebakarak "Bizdeki emanetinizi vermek için..." deyince, profesörünşaşkınlığı iyiden iyiye arttı. "Emanet mi?" dedi. Selim Bey cevap vermedenyerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine "Gelebilir misiniz?" deyiptelefonu kapattı. Mehmet Bey, şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapıçalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi. Selim Bey ona yanına gelmesiniişaret etti, sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şeysöylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlıbir sohbete başladı. Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık,yerini birbirlerine hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındakisevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındakitahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyenmemleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresinigöstererek, "Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum." dedi. "Bana yalnızcamaddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışındatahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu.'Sana bunun için burs vermedim.' diyerek bana istikamet verdi. Ona hernamazımda dua ediyorum." dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardakifotografına mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâveremediği diğer tabloya kaydı. Son derece şık bir çerçevenin içinde,bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu.Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığınıfark etti: "Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra..." Selim Bey,kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı tablodakalmıştı. Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci cümlede birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu: "Bir müddet sabredeceğiz,sonra..." İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidiptabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle yalnızcasohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu. Ancak herseferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede: "Bir müddet yürüyeceğiz, sonra..." diye yazıyor ve altta böyle birkaçcümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp,"Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâveremedim." Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derinbir nefes alarak: "Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi birhayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O zenginliktengeriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleriartık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytinkoyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin...Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu sorukarşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor.Annemin ağlayışına mukabil babam: 'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...'dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi,'Alışacağız.' dedi. Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç günsonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar birmahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız dakalmamıştı. Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasılyaşayacağız.' diye haykırdı. Bunun üzerine babam: 'Bir müddetsabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi . Gittiğim özel okuldan ayrılmış,bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyiumarken, babam elimden tuttu, 'Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.'dedi. Yürümeye başladık. Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geridekaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geridekaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark edince bana döndü. İsyan dolubakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra,yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamandanazlı bir tavırla, 'Yoruldum.' dedim. Babam oldukça sakin bir şekilde:'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız.' dedi. Babam her sabaherkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçükodaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradangözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum. Bir gün, merakıma yenilipbabamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde debir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı:'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.' Babamın dediği gibioldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü. Bir gün babameve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı.Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilkdefa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı. 'Bugün, benim içinne mânâya geliyor biliyor musunuz?' dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi,gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimizehediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıpyanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa o turdu. Cebinden gazeteyesarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içindebabama bakıyorduk. Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı. Bugözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam,beklemediğimiz bir şey yaptı. Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı.Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı. Hepimiz şok olmuştuk, tek kelimebile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve 'Bir zamanönce, büyük bir borcun altına girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yenidençalışmaya başladığım zaman kendi kendime 'bütün kazancım, borçlarımıödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını vermedenayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.' demiştim. Bugün ise,Allah'ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık kimseye tek kuruş borcumkalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları çıkarıp yeniçoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hemde bir ibret nişanesi olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana:'Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.'diyor". Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenengözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayranhayran baktı. "Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydımöyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhaldeçıldırırdım." Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu. SelimBey kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim, sonra..." dedive gülümsedi. O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde birkutuyla içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp çıktı. SelimBey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı. 'Buyurun, yıllarcasize vermek istediğimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey bilinmez duygulariçerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içinikutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı. Keseden birkaç tanecumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmışkâğıdı açıp okumaya başladı. Sevgili Mehmet Bey oğlum, Bazenistediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu... Tahsil hayatınızboyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altıayında size burs verme imkânını bulamadım. Bir müddet sonra imkânlarımayeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla sizeborçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdıraplaödemek mümkün olsaydı, ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zirasevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememeninızdırabıyla kaç gece ağladım onu Rabb'im bilir. Her neyse, bursunuzutarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlarelinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.Sevgilerimle, Nazif Cebeci. Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bubüyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor,ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarındanyaşlar süzülüyordu. Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyazportresine baktı. Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefersevinçle bakıyor gibiydi...
Düşlerin Düştüğü Yer ve sanal satranç
|
Hayal kurmak..
Hep ola gelmiştir ve hep olagelecektir. aslında insanların tüm sistemi hayaller ve düşünceler üzerine kurulmamişmidir ? Birşey hayal edersin ve onu gerçekleştirmek için ya harekete geçersin yada denemeden korkup vazgeçersin.. Kimisi şahsi bir düşüncenin peşinde koşar kendi dünyası kadar şekillendirdiği kimisi ise daha evrensel düşünür ve benim için olan insanlık içinde olsun düşüncesi ile deli deli düşüncelere kapilip ya yola düşer.. yada başi yorgun masada duran kitaba düşer.. insanın aklına düşünceler düşer.. Kimisi akıldan cennete düşer.. kimisi toprağa düşer..
Evet gerçekleşip gerçekleşmemek düşüncelerin cenneti yada cehennemidir bence.. Çünkü , Cennet insanların ebedi mutlu olacaği o ulu memleket ise şayet.. ve hayata giren ve gerçekleşen bir düşüncede insanları yada sadece düşünen insanı mutlu ediyorsa o düşünce hayat bulmuş ve başarıya ulaşmişsa. İnsanın olmasada o düşüncenin cennetidir çünkü ona inanan bir fert onu gerçekleştirebilmek sevdasına kapılıpta bir deli sevda gibi peşinde koştuğunda inandiğinda o düşünceye başlamiştir hikayesi.. düşünceninde insanında.. İnsanın cenneti biraz daha ileride olsada , o düşünce bir insanı bile mutlu etmişse amacına ulaşmiş sayilir. ve amacına ulaşan düşünce insanı mutlu eder.. ve mutlu etmek bir insanı o düşüncenin cennetidir.
Çünkü mutluluk öyle birşeyki.. ne bir tekel altında.. nede bir şart aranmakta mutlu olmak için ne bir miktari var nede bir ölçüsü.. Bazen erimekte olan bir kar tanesi bile mutlu ederken insanı yeri gelir dağ kadar zenginlik mutlu edemez. işte mutluluk soyuttur ama sebepler çerçevesinde neyin altına gizlendiğini bilmediğimiz için arariz. ve bulduğumuzda o sürprizin tadını çıkartabilme realitemiz mutluluktur.Mutluluk ki , insanın yüzünde tebessümde , gönlünde uçsuz bucaksız taze hava dolu ovalar gibi ferahlıkta , bir ağaç altı gölgesi gibi serin ve huzur veren ne varsa işte orada kendisini gösterir. işte o gün gelirde yaşarsa bir insan bu duyguları.. bir düşüncesinin gerçekleştiğini görür ve bir ovanın ferahliğini ve tazeliğini bir agacın altında tatlı bir serinlik içinde uyku gibi yüzünde tebessümle yaşarsa .. Bilsinki bunun adını koyamasada o mutluluktur. ve düşüncenin cennetidir.ve insan en azından bir defaya mahsus olacak olsada o anı yaşar ve o tadı bir daha belki bulur belki bulamaz.. bilsinki.. düşündükçe bulacaktır..
Birde cehennemi varki düşüncenin o ise hayal kırıklığına uğramiş insanın ruh halidir. düşüncenin cehennemidir. binbir umutla donatmişken düşünceyi o düşünceden beklenenin verilememesidir.ve fikrin ve kalbin düşüncenin ayaklar altına düşüp ezilmesi gibi bir his ve acı verir insana düğümlenir birşey boğazında.. içinde bir sıkıntı eksik olmaz ve acıyı tadar insan..
Düşlerin düştüğü yeri belirlemek aslında düşünenin elindedir. düşünmek satranç oynamak gibidir. düşünce bir'lerce yada bin'lerce ayrıntıdan oluşabilir. her birisi düşüncenin satranc tahtasındaki taşları olsa gerek..ve düşüncenin rengi aynı zamanda satranc tahtasında kimin siyahi kimin beyazı oynadiğini gösterir.Benim favorim daima siyah.. bunu duyanlar genelde sorar neden kötü adamı oynamaktan mutlumu oluyorsun ? hayir.. siyah kir götürür savaşçılarım savaş meydanında kirli görünmesin..
bir oyunda düşünce şah ise şayet o düşünceyi oluşturan bireylerde diğer taşlardir. düşüncenin üstüne oturtulduğu zemin Kale ler , düşüncenin detaylari filler ve atlar.. ve düşüncenin siçramasını sağlayacak yardımcı fikir vezirdir. işte bu bileşenlerle yola düşer düşünce..
düşüncenin rengi siyah ve beyaz demiştik.. iki ana renk ama iki zıt renk , siyahı seçmiştim ve sebebi kir götürüyor olmasıydı.. Ama bu bildiğiniz kir leke değil.. bu lekelerde düşünce ikliminin lekeleri ve insan aklının lekeleri.. birisi düşünce düşüncelerin içine ve hayat bulması yolunda adımlar atmak istediğinde onu bezdirmek ve vazgecirmek isteyenlerde olacaktır. ve bir sanal savaş meydanında karşı bir düşünce nasılsa sürülecektir ve bir savaş nasılsa kopacaktır. bir düşünce ne kadar iyi niyetlide olsa onada çamur atılacak leke sürülmek istenecektir. işte bunun için siyah.Leke tutmasın ama tutarsada izi kalmasın kalırsada görünmesin.. düşünceleri karalamak isteyecekler siyahı kim karalar ki ? karalasa bile siyahtan ne eksilir ki ? .. İşte bunun için siyah aslında iyinin ve güzelin temsilcisi renk olmalıydı , çünkü hiçbirşey onu kapatamamakta kapsayamamakda.. Beyaz ise hassas ve zarif ve narin.. üstüne sinek konsa gösterir leke sıçrasa gösterir 3 leke üst üste gelse kullanılamaz olur . saldıranları berteraf edemez çamur atılsa izi kalır. Beyaz zayıf renktir çünkü en küçük bir saldirida bile leke alır taşıyamaz düşünceyi..
hayat öyle bir mecra ki hep tersten vuracaksın. yoksa kaybedersin . iyi olacaksın ama bunu göstermeyeceksin. yoksa engellenirsin. ve iyinin rengi siyah ile düşüneceksin ince ince ayarlarını yapacaksın.. binlerce piyonunu vezirlerini ve fillerini kalelerini atlarını satranc tahtasına ustaca dizeceksin düşüncenin savaşında savaşı kazandıran taşların çok olması değil , doğru yerde olmasıdır . ama çoğunlukta yadsınamaz bir gerçek ve yadsınamaz bir avantajdir. o zaman ? doğru yerde olmak kadar çok olmakta önemlidir..
Eğer düşünce Cennetine ulaşmak istiyorsanız.Bir kere Cehennemden geçmenizde gerekebilir , Cehennemde büyümenizde gerekebilir. işte olduğunuz yere vereceğiniz karar , düşüncenizin sizi götüreceği yerdir. Düşüncenin düştüğü yer , geleceğinde düşeceği yer olacaktır.
işte düşünce ikliminin değişken mevsimleri böyle.. yazı sıcacık ve ferah güzel bir mevsimsede kışıda bir o kadar ayaz ve tufan bir o kadar saldırgan.. Kimileri yazı gorme firsatı bulamadiği gibi kimileride asla kışı görmeden yaza konaklar kurmuş olabilir. sen bunlara aldırma bunlar seni engelleyecek yan fikirlerdir. seni engelleyecek olan düşüncelerin içine saldiği bir nevi casuslar hükmündedir. Zira sen Falanca hiç zoru görmedi ben ise hiç rahatı görmedim dedikçe düşüncenden uzaklaşacak ve hedefinden kopacaksın.. ve düşüncenin cennetine giden yolda doğru yolda da olsan başkalarıyla uğraşmaya başladiğinda o yolda önce yavaşlarsın sonra yok olursun..
İşte bunun için inandiğin şey için savaştıkça varsın ! yaşadıkça değil..
Düşünüyorum , düşüneceğim.. düşüncenin cennetine varmak için savaşacağım.Ben düşüncenin cehenneminde büyümüşsemde düşüncelerimin düştüğü yer düşüncenin cehennemi değil ve bunun için savaşmaktan vazgeçmiyorum çünkü ulaşmayı umut ettiğim yerler var , onlarca kez yenilsemde düşünce cehenneminin tadına her defasında acı ile bakmiş olsamda.. Küçük ve cocukca düşünce cennetlerimde olmadi değil.. ama bu sefer öyle değil.. yenilmez değilim.. yenildiğimi görürsün ama pes ettiğimi asla göremeyeceksin..
Ve bu sefer yine satranç tahtasında siyahın olduğu taraftayım..
Taşlarımı dizdim yine.. biraz kin biraz umutla ve bu sefer kötü giden ne varsa değiştirmek umudu ile , ve bu sefer yine her zaman ki gibi pes etmemek üzere , yine bir savaşa giriyorum.. düşüncelerin olduğu yerde düşünsel bir savaş iklimine giriyorum.. Sıkılmış yumruklarım ve beyazlarına kadar kararmış gözlerimle.. gittiğim yolun henuz başindayken cok kişinin korku dolu gözlerle beni uyardiği cok daha buyuk bir savaş meydanına gidiyorum.. Savaşın kızıştığı yere tüm gücümle giriyorum var gücümle giriyorum..
Düşüncelerin çarpıştığı o meydanda son düşünce neferime kadarda olsa çarpişacağim tüm gücümle ve stratejime o meydanda yön verip bir ben kalsamda savaşa savaşa bu sefer istediğimi alacağım !
Siyah : Şah çekti , Şimdi Hamle Sırası hayat'ta..
Zalih le kaynatioruz :)
| 5 Nisan 2007 Perşembe
www.Kitapvadisi.com açilmiştir. ve bununla alakalı dialog aşağidaki gibi gelişmiştir. :)
μғқαвαқαи:
site kıyak olmuş lan hadi hayirli olsun ;)
μғқαвαқαи:
haa artık patron oldun ya pas vermezsin agir abi seni.. :D
Marko_Pasa:
zuhahaha
Marko_Pasa:
olum işleer yoğun yeni gördüm :D
Marko_Pasa:
eyvallah
μғқαвαқαи:
olm sizin meslekte işler yogun diyen adamı ilk defa goruyorum :D kitap lan bu ekmek değil cok fazla okuyanmı varki işler yogun :P
μғқαвαқαи:
genelde sinek avciliği uzere kendinizi geliştiriyor olursunuz :D
Marko_Pasa:
:D
μғқαвαқαи:
abi beni işe al abi valla abi :D siteye bi forum koyalım dagitalim abi :D
Marko_Pasa:
len biz toptancıyız
μғқαвαқαи:
ben admin olurum abi karın tokluguna abi :D
Marko_Pasa:
:D
μғқαвαқαи:
haa o zaman iyidir tabi işler
Marko_Pasa:
site sadece parakende satışlar için
μғқαвαқαи:
site iyi olmus hoş olmuşta pizzaci gibi evlere servis olayına girmeniz lazım abi :D
Marko_Pasa:
şükür olsun durgunluk cok ama biraz hareketlenmeoluyor
Marko_Pasa:
giricez :D
Marko_Pasa:
motor alıcam ilk etyep
μғқαвαқαи:
nasipse istanbul işi kesinleşti :D binicem ensene senin direkt karşina rakip cıkıcam
μғқαвαқαи:
zuhahah
Marko_Pasa:
:D
Marko_Pasa:
bekleriz
μғқαвαқαи:
nedense bilgisayar kitabi neyim goremiorm hiç
Marko_Pasa:
:D daha bütün arama motorunu koymadık
Marko_Pasa:
para yok
Marko_Pasa:
ancak bukadarını yapabildik
Marko_Pasa:
zamanla,
μғқαвαқαи:
şimdi olayı kucuk emraha baglayip bana fakir edebiyati yapma :D toptanciyiz diyosun ton la kitap satiosun
μғқαвαқαи:
bide nefesimiz kokuyo para yok yapamadık edebiyati..
μғқαвαқαи:
:D
μғқαвαқαи:
yemezler
Marko_Pasa:
:D olum
Marko_Pasa:
babamın yanında calışıyorum
Marko_Pasa:
abimle ortak iş yapıyorum
Marko_Pasa:
ikisidce para vermiyor :D
μғқαвαқαи:
hea gordum ilk iş Hesaplara ßaktım hepsi pederin adına :D
Marko_Pasa:
acım lan :D
μғқαвαқαи:
ehauha
μғқαвαқαи:
takmiş sana kaziği peder :D
Marko_Pasa:
aynen
μғқαвαқαи:
euhauhza Zavalli salih :D oraya geliim soz lan sana simit ismarlicam
Marko_Pasa:
:D allah derim be
μғқαвαқαи:
pizza fln ismarlasam şimdi sen alişirsin her zamanda bulamazsın malum siz fakirleri aliştirmamak lazım :D
μғқαвαқαи:
sonra bi yerin şişer fln :D
μғқαвαқαи:
aman :D
Marko_Pasa:
:D
Marko_Pasa:
zuhaha aynen
μғқαвαқαи:
lan olm bak kafayi caliştir. senin peder bilgisayar web meb anlamaz
μғқαвαқαи:
git iş bankasından bi hesapta sen ac.
μғқαвαқαи:
sonra sitede editleme yap pederin hesap nosu yerine kendi numaranı yaz
μғқαвαқαи:
para sana aksın :D
μғқαвαқαи:
:D
Marko_Pasa:
:D taş olurum taş
Marko_Pasa:
web başında abim duruyor
Marko_Pasa:
babamın
Marko_Pasa:
işi yok
Marko_Pasa:
ben 2 dükkanda calışıyorum :D
Marko_Pasa:
joker wadayım :D
μғқαвαқαи:
:D ne jokeri seni ole deyip kandirmişlar olm araya almişlar
μғқαвαқαи:
sende Jokerim diye gezin ortada
Marko_Pasa:
:D
μғқαвαқαи:
abin ezberlememiştir lan hesap no sunu
μғқαвαқαи:
değiştiğini fark yapmaz :D
Marko_Pasa:
:D
μғқαвαқαи:
Töbe yarabbim yaa ulan gecen gun profesyonel katil gibiydim bugun profesyonel dolandırıcı gibi hareket ediorm :D
Marko_Pasa:
:D
μғқαвαқαи:
korkmaya başladım kendimden :D
Marko_Pasa:
zuhaha
Marko_Pasa:
aynen bende ve kaçıyom :D
Marko_Pasa:
sen ordan girersin şimdi hesaplara D:
μғқαвαқαи:
sen şimdi engellersin bide utanmadan :D
Marko_Pasa:
hehe
Marko_Pasa:
ıp adresimi alıp
Marko_Pasa:
pcme girmedin nerden belli
μғқαвαқαи:
mac adresi
μғқαвαқαи:
ip adresi sadece
μғқαвαқαи:
lamerleri uyutmak için bişi.
μғқαвαқαи:
pc nin gercek adresi mac adresidir
Marko_Pasa:
onu almışsındır sen şimdi
Marko_Pasa:
kaç mış :D
μғқαвαқαи:
o sayi değil lan alfanumeric bişey.
μғқαвαқαи:
A1 12 GB 43 ... vs gibi
Marko_Pasa:
ozman neymiş D:
Marko_Pasa:
zuhahah
μғқαвαқαи:
seninkisi ole bişi diil sadece orneklendireyim die kafadan attim onu
μғқαвαқαи:
kendininkisi sanma şimdi :D
Marko_Pasa:
sapık
μғқαвαқαи:
de get ne sapikliğimi gordun
Marko_Pasa:
bana bak bende cam kaydetme programı var :D
Marko_Pasa:
şu işi bana öret
Marko_Pasa:
sapıklık yapcam
Marko_Pasa:
:D
μғқαвαқαи:
de get len az once hesap nosunu değiştir dediğimde taş olurum taş diodun şimdi ne dion piz zapik :D
Marko_Pasa:
lüttfen
Marko_Pasa:
abi bir sapıklın aramızda lafımı olur :D
μғқαвαқαи:
öle salya sumuk hemen kucuk emraha baglama olm :D olmaz , lan artık bi suc bu
μғқαвαқαи:
yatarsın valla mapusta..
μғқαвαқαи:
hatunun birinin 3 dk lık goruntusu yuzunden
Katil olmak..
| 3 Nisan 2007 Salı

Ben Bir katil olsam herhalde ve bu işi zevk alarak yapiyor olsam yakalanmamak için her ayrintiyi hesap edebileceğime inanıyorum. Evet ne cinayete cok meraklıyım nede hastasi ve hayranı değilim o fiilin ki zaten inanişimada dünya görüşümede aykırı.. Ancak insan düşünmedende edemiyor.. Bir katil nasıl yakalanır yada kendisini nasıl ele verir.
Düşünüyorum bu konuda evet bir katili yakalamak ve cinayeti aydınlatmak için birçok bilimsel yöntem techizat vs. çağımızda hemen hemen bütün ülkelerin emniyet güçlerinde var ama bir şey yok.. o olmayan şey katilin en büyük avantaji ama değerlendirebilirse..
Düşünüyorumda bir cinayet aydınlatılıyorsa ya bu anlık bir his ile işlenmiş ve sonra pişman olunmuş üstü örtülsün diye çaba sarfedilmemiş birşeydir.yani katilimiz yakalanmayı beklemiştir.Yada katilimiz olayı beyniyle değil de hisleri ile yönettiği için mantıktan uzak sadece kin intikam nefret gibi hislerle hareket ettiği için sadece bir an önce bitirmek ve gitmek temali bir iş çıkartmış işi bittiği gibide oradan uzaklaşmayı seçmiş arkada ipucu yada ipuçları bıraktığını düşünmemiştir bile..
Tarihte profesyonel olarak cinayet(ler) işleyen çok fazla kişi var.(Dikkat insan var demiyorum) ve bunların çoğunun ortak özelliği içlerinde intikam meselesi yaptıkları birşeyin intikamını almak ..
Örneğin : Karındeşen Jack , anneside bir hayat kadını olduğu ve ona kötü davrandiği için cocuklugundan beri kadınlarıda özellikle mesleği hayat kadınlığı olanlarıda sevmemiştir ve gün gelmiş intikam demiştir içinden birşeyler ve oda gayet profesyonelce yakalanmadan serii cinayetlerini hayata sokmuştur.ve yakalanması o kadarda cabuk olmamiştir..Niçin ? çünkü Jack hislerini kullanarak sevmemeyi secmiş nefret etmeyi secmiştir ancak cinayetleri hisleri ile değil aklı ile işlemiştir. ve geride sadece istediklerini birakmiştir.emniyet guclerinin elde etmek istediklerini değil..
--
Serii katillerin birçoğunun IQ seviyesi sanılanın çok üstündedir.ve onlar cinayetleri sanki sanat eserleri gibi işlemektedirler ve onun için geç yakalanmışlardır yada yakalanamamişlardır.Serii katillerin çoğunluğunun IQ seviyesinin ABD nin en zeki başkanı olan Lincoln den daha zeki oldugunu soylemekle sanırsam adamların kimbilir nasıl ince ayrintilari hesap ettiklerini anlatabiliyorumdur.(Lincoln : 180 IQ)
Ülkemizde ilk serii katil vakaa si geçtiğimiz sene yaşandı ve sanki ülkemizde karındeşen Jackin izi sürülüyormuşcasına bi telaşe ve heyecan verilmek istendi televizyonlar tarafından olay aslında son derece basitti . Bir kac yüz kilometrede bir araba değiştiren iki tane ipe sapa gelmez bi baltaya sap olamaz serseri , gizli kamerelara yakalanacaklarını akıl etmeksizin cinayet mahallerinde onlarca sahit varken , birbirlerine isimleri ile hitap ederek , giysilerini değiştirmeyi akıl edemeden , Bir cinayeti gören bi şahit oldugunu farkettiklerinde yüzlerinin her ayrıntısını ona gösterecek kadar yanlarına cagiran ve sonra onu öldürmeyi başaramayan.. salaklardi.. ve bu salaklar cinayete şahit olan çobanın kendilerini gördüğünü fark edince '' gel dedim buraya gel bak sana diyorum '' vs gibi hitaplarla sanki mahalleden arkadaslarını cagirircasına adamı cagiriyorlar ve adamın bile bile ölmeye geleceğini sanacak kadarda aptallar. Hoş adamda gidiyor :) oysa profesyonel olan katil tek kelime etmeden işini bitirmeliydi.
---
Cinayet işliyorum..
---
Evet şimdi ben hayalen bir cinayeti nasıl işleyeceğimi anlatıyorum sizdende beni yakalamanızı istiyorum.Tabi bu öyle kovaladım seni yakaladım olayı değil.. elim sende oynamıyoruz. ben size bir kurgu kuruyorum ve sizinde dedektif oldugunuzu var sayiyoruz ve siz benim anlattığım kurgudan (varsa) bir ipucu bulacaksınız ve bu ipucunu ne şekilde değerlendirerek beni bulabileceğinizi söyleyeceksiniz.
---
Kurbanım orta yaşlarda birisi . ona karşi ciddi bir kinim nefretim var bu sosyal bir sebepten olabileceği gibi tamamen mesleki kariyer ve rekabetten de kaynaklaniyor olabilir siz bunu bilmiyorsunuz.Ben kurbanımı çok iyi tanıyorum genelde işe kaçta gittiğini hangi güzergahı kullandiğini , eğer bir aksilik olmazsa işten kaçta çıktığını ve hatta aksilik olduğunda bile kaçta evin yolunu tutacağini biliyorum. ve aklımdan tek şey geçiyor onu öldürmek ve bununla ilgili olarak çok ciddi planlar yapıyorum ve 2-3 farklı alternatif üzerinde karar kılıyorum biri olmazsa diğeri oda olmazsa diğeri.. ard arda denenecek ama mutlaka birisi işe yarayacak aslında ilk planın tutacağını bal gibi biliyorum ama olmadık bi aksiliğinde cıkabileceği ihtimalini göz ardı edemem..
ve bir aksam adamımız sanılandan 6 saat daha gec olarak 00:00 da ofisinden çıkıyor.Arabasına biniyor.Benim cinayet için gözüme kestirdiğim yer evinin iki sokak altındaki otopark çünkü arabasını koyduğu yer orasi.Eğer cinayet anında yalnız olursa tek o ölür hani olurki o an birisi daha varsa yanında yakınında olaya şahit olabilecek şansına küssün oda bonus. bir alana bir bedava..
Adamımız saat 00:12 de otoparka giriş yapiyor otopark etrafi basketbol sahasi gibi tel orgulerle çevrilmiş bir yer ve dışarıda ağaçlar var park benzeri bi yeşil alan var.Adamımızın yanında şirketten birisi daha var.muhtemelen evinin yakınında evi olan ve aynı iş yerinde caliştiği bir arkadaşınıda o getirdi.Arabadan inmeden önce birşeylerden bahsediyorlar ve gülüşüyorlar . Evet tam zamanı.. ve adamımız son gülüşünü tamamlayamadan dışarıdan gelen bir mermi ile vuruluyor camı delip içeri giren mermi adamımıza isabet ediyor..adamımızın başı direksiyona düşüyor ve yığılıp kalıyor etrafa ve diğer adamın üstünede kan sıçrıyor. arabadaki diğer adam başını dışarı cevirdiğinde 80-90metre ileride bir ağacın üstünde bir dürbünlü silahın kendine cevrilmiş olduğunu ay işiğindan parlayan dürbünün camından anlıyor ve o an hemen olduğu yerde eğiliyor.eğer eğilmekte bir saniye gecikse mermiyi yiyecekti.. Ama ne benim fazla sürem var nede fazla mermim. Sabaha kadar onun oradan çıkmasını bekleyecek değilim malesef işini bir an önce
bitirmeliyim.O an adamımızda oradan kaçmayı düşünüyor olacakki kapının aralandiğini görüyorum ve adamımızın çaktırmadan oradan fırlayıp bir an önce uzaklaşarak kurtulmak isteyeceğini düşünüyorum ama buna izin veremem.Adamımız kapıyı tam kendi çıkabileceği kadar araladiğinda şansımı deniyorum ama mermi kapıya geliyor adamımız yara almıyor.ve tam o esnada adamımız fırladığı gibi koşarak cıkarak uzaklaşıyor son mermim adam uzaklaşıyor menzilimin dışına cıkarsa bir daha o şansı bulamayacağım ve son bi güçle ateş ediyorum adamımız sendeliyor ve yere düşüyor ama ölmediğini görebiliyorum yarası sanırım bacağında ve ölümcül değil.alternatif planlarımı diger esas hedefimde olan adama göre yapmıştım ve uzaktan vuruş etkisiz olursa bıçakla işini bitirmeyi düşünmüştüm yakın temas yani ama bu adama yaklaşamam çünkü , üzerinde silah varmı yokmu bilmiyorum ben onu kesene kadar o beni vurabilir eğer silahi varsa.. ve her an birisi gelebilir uzaklaşmalıyım . Zaten adamımızda telefonunu kullanıyor sanırım polisi arıyor diye düşünüyorum ve uzaklaşıyorum. Aslında istediğimi elde ettim. Esas adamın işini bitirdim , ikinci adam beni tanımıyor yüzümü görmedi
Polis incelemeleri başlatıyor ve ölü adam morga yaralı olan hastahaneye götürülüyor adamımızın ifadesi bire bir yukarıdaki anlattıklarımla örtüşüyor.Polis etrafta ip ucu aramaya koyuluyor ancak sadece boş kovanları bulabiliyor.Silahın ateşlendiği ağacın etrafında Ayak izi , giysi parçası , saç teli veya işe yarayabilecek herhangi bir ip ucu arıyor ancak hiçbirşey bulamıyor..
Evet sayın dedektif x , Sizi bekliyorum hadi beni bulun :) planım neydi ? planımı nasıl açığa çıkartıyorsun ? , Benim kim olduğumu nasıl bir ip ucu ile buluyorsun ? Evet hadi beni bul. :) Yoksa beni bulabilmek için ek ipuclarınamı ihtiyacın var.. ve sana bunları vermek için birinin daha ölmesini ve sana yol göstermesinimi bekleyeceksin.. ;)










