Herseyden Biraz -2-
ali sürmeli, franchising, halı saha, network marketing, ticaret | 21 Mart 2009 Cumartesi
Kilicdaroglu'nun organize durustlugu
CHP, Kılıçdaroğlu, Seçim, yerel seçimler | 17 Mart 2009 Salı
Dün akşam (16/03/2009) sinemadaydık. maksat çok ses getiren Güneşi Gördüm filmini izlemek tetkik etmekti. Bilirsiniz sinemalarda film başlamadan önce bi yarım saat kadar reklamlar, gelecek program, fragmanlar vs. gösterilir. ve ağırlıklı olarakta televizyonda reklamının yapılması yasak olan emtiaların reklamını görürsünüz (Miller, Binboa,Yeni Rakı, Efe rakı, Carlsberg vs.) ama dün şaşırtan birşey oldu! ilk defa siyasi reklam gördük sinema perdesinde , ilk önce sanırım bi 50 saniye kadar DSP reklamı gösterildi. Ardından biraz zaman geçti bu sefer CHP reklamı başladı. Reklamın teması şuydu. İstanbul manzarasını arkasına alarak bay kılıçdaroğlu "dürüstlükten, bahsediyor istanbulda organize işler olduğu iddiasını savunuyor. Belediyelerin şeffaf olmadığını söylüyor ve seçimlerde bize oy verin dürüstlüğü organize edelim diyordu."
Kaldı ki bu yerel seçimlerde bu CHP'nin ana taktiği halini aldı. zira öncesinde genel seçimlerde türban açılımı yapmışlar kâr etmemişti. bu seçimlerde çarşaf açılımı dediler kâr etmedi, kuran kursu açılımı dediler bu dahi kar etmedi.. CHP bu sefer "dürüstlük, adalet, sosyal eşitlik" gibi sosyalist damarı kabartan ve insanların özlem duyduğu metaları vâd ederek oy almayı planlıyor. Öyleki Kılıçdaroğlu kendisini bu deli dumrulluğa öyle bir kaptırmış olsa gerek ki , bana gelipte işlem yapmadığım tek bir yolsuzluk gösterin ben bu yarıştan çekileceğim deme bönlüğünü dahi sergiledi.. Kaldı ki bu yarıştan çekilmeyeceğini sizlerde benim kadar iyi biliyorsunuz , hani bilirsiniz imam - cemaat muhabbeti , vakti zamanında dürüstlük tüccarı kılıçdaroğlunun en az kendisi kadar dürüst ve gururlu başkanıda "seçimleri kaybedersem rodosa kadar yüzerim" demişti. nooldu yüzdümü ? yok, - şaka yapmıştım dedi geçiştirdi. sonrada demekki siyasi hayatımızın espriye ihtiyacı varmış diyerek zeytinyağlık yapmaya kalktı.
Yani CHP'nin imamı(baykal) bir dert, müezzini(kılıçdaroğlu) başka bir dert.Neyse biz konumuza dönecek olursak kılıçdaroğlu , hakkında yolsuzluk şikayeti olupta işlem yapmadığım tek bir dosya çıkarsa çekilirim demişti ya.. İşte Star gazetesinin yakaladığı bu haberi ben az önce aktifhaber.com sitesinden okudum.
vaay be sinema perdesinde dün gece bacak kadar boyuyla dürüstlükten dem vuran kılıçdaroğlu şimdi ne yapacak diye geçirdim aklımdan haberi ilk okuduğumda ve cidden merak ediyorum acaba o da başkanı gibi şakaydı canıııım deyip geçiştirecekmi..
işte Size Kılıçdaroğlu'nu yarışın dışına itecek 3 dosya.. Ben size bu haberi Aktifhaber.com sitesinden alıntılıyorum. isteyen verdiğim linke tıklamak suretiyle haberi birebir sitenin kendisindende okuyabilir.
http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=213053
İşte Kılıçdaroğlu’nun yok dediği üç dosya...
SSK Genel Müdürlüğü dönemiyle ilgili yolsuzluk ve usulsüzlük iddaları karşısında söylediği ‘Bana şikayet gelip de işleme koymadığım bir yolsuzluk dosyası varsa, söz veriyorum bu yarışı hemen bırakacağım’ diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na kötü haber. star, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kılıçdaroğlu’nun önüne gelen üç dosyayı işleme almadığını ispatlayan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporuna ulaştı.
YDK raporlarında Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluk suçlamaları nedeniyle hakkında müfettiş raporu olan ve görevden alınması istenen bir daire başkanını görevden almadığı ve usulsüzlük yaptıkları gerekçesiyle yargılanan iki personeli görevden almak yerine daire başkanlığına atadığı yer aldı.
KILIÇDAROĞLU NE YAPACAK
HATTA Kılıçdaroğlu’nun bu personellerden birini de soruşturmanın yürütüldüğü daireye başkan yapmasına dikkat çekildi. ‘İşlem yapmadığım yolsuzluk dosyası varsa yarışı hemen bırakacağım’ diyen Kılıçdaroğlu’nun ‘tam söylediği gibi bir uygulamasını’ ortaya çıkaran YDK’nın 1997’de hazırladığı yolsuzluk yapan personelle ilgili işlem yapmadığına dair rapor karşısında ne yapacağı merak ediliyor.
YDK’nın 1997’deki SSK raporunda SSK Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurum teftiş kurulunca haklarında yolsuzluk tespit edilen ve görevden alınması istenen daire başkanını görevden almadığı belirtiliyor. 06.12.1996 tarih ve 2 sayılı soruşturma raporu ve makam onayında, kurum zararına sebebiyet verdiği belirtilen bir daire başkanı hakkında görevi ihmal ve görevi kötüye kullanmak suçlarından savcılığa suç duyurusunda bulunulması, kurumun zararının istirdadı (geri alınması), ‘aylık kesme’ disiplin cezası ile tecziyesi, daire başkanlığı görevinden alınması gerekli görüldüğü belirtildi.
BİR DE TERFİ ETTİRMİŞ
YDK raporunda şöyle dendi: ‘Disiplin kurulu kararı ile verilen aylıktan kesme cezasına ilişkin olarak ilgili tarafından kurum aleyhine açılan davada mahkemece 13.11.1997 tarihli iptal kararı verilmekle birlikte davanın temyizde devam ettiği, suç duyurusu sonucu Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan kamu davası ile kurum zararının tahsili için Ankara 1. Asliye Ticaret ve 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davaların derdest olduğu, görevden alınma önerisinin 28.10.1997 ve 02.04.1998 tarihli SSK Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu kararıyla kabul edilmediği ve anılan personelin daire başkanlığı görevine devam ettiği belirlenmiştir.’
İnsan kaynağı tek mezkezden!
Kılıçdaroğlu’nun 1992 ile 1999 yılları arasında SSK Genel Müdürlüğü yaptığı döneme ait yanıt bekleyen sorular:
1-) SSK telsizleri PKK’da çıktı
G. A. YÖK tarafından aşırı sol kuruluşlara üye olduğu yazısına rağme 1300 yataklı ve uzman hekim yetiştiren SSK Ankara Eğitim Hastanesi’ne Kemal Kılıçdaroğlu tarafından başhekim olarak atandı. G. A. döneminde hastaneden çalınan 10 telsiz bir yıl sonra polis tarafından bölücü örgüt mensuplarında ele geçirildi. G. A’ya Kılıçdaroğlu tarafından başarı ödülü verildi.
2-) Valilik talebine hülle yaptı
Kılıçdaroğlu Van Valiliği’nin bölücü örgüte para yardımı yaptığı, örgüt mensuplarını evinde barındırdığını bildirdiği ve başka bir ile atanmasını istediği baştabip M. I.’yı ‘ona ihtiyacımız var’ diyerek atamasını üç ay oyaladı. Valiliğin ısrarı üzerine M. I., Manisa’ya atanmış gibi işlem yapılarak birkaç ay sonra Kars Hastanesi Baştabibi yapıldı.
3-) Başhekim atadı, tutuklandı
Kılıçdaroğlu, valilikçe ideolojik amaçla yürüş yaptığı, bildiri dağıttığı, kanunsuz toplantı yaptığı, ırkçılık ve bölücülük yaptığı bildirilen S. K. adlı hekimi SSK Bölge Hastanesi’ne baştabip yaptı. S. K.’nın baştabiplik yaptığı sırada evi aranmış, yasadışı bölücü örgüte ait dökümanlar, değişik çap ve markada silah, patlayıcı maddeler ele geçmiş ve tutuklandı.
4-) Örgüt kuryesi müdür oldu
Kılıçdaroğlu, İçişleri Emniyet Genel Müdürlüğü’nce verilen Dev-Yol Örgütü ile ilişkisinin olduğu ve bu örgüte kuryelik yaptığı, askeri mahkemece tutuklandığı, gizlilik dereceli işlerde çalıştırılmaması gerektiği bildirilen M. G.’yi SSK bölge müdürü yaptı.
‘Organize dürüstlük’ hakkındaki iddialar
Kılıçdaroğlu bölücü örgütle işbirliğinden yargılanan bir memuru, sınavsız olarak Personel Daire Başkanlığı Şube Müdürlüğü’ne atadı. Sicil dosyaları ve gizli yazışmalar bu kişiye teslim edildi.
Kılıçdaroğlu eski hükümlü kadrolarına neden sadece bölücü örgüt mensuplarını atadı? Kader kurbanı olup taksirli suçlara mahkum olmuş eski hükümlüleri hiç bir şekilde göreve atamadı.
Kılıçdaroğlu, başka kuruluşlarda memur olarak çalışan, çalıştıkları yerlerde anarşik olaylara karışan, yargılanan, çeşitli disiplin cezaları alan kişilerden bazılarını SSK’ya alarak 2-3 ay içinde sınavsız olarak müdür kadrosuna atadı.
Kılıçdaroğlu, SSK Kartal Hastanesi’ne 1993 yılında 17 hemşerisini işe aldı. Tüm Türkiye geneline bakıldığında ise Kılıçdaroğlu’nun bini aşkın hemşerisini işe aldığı ortaya çıktı.
SSK Genel Müdürlük müfettişlerinin gizli tezkiyelerini Teftiş Kurulu Başkanı İsmail Hakkı Kaderli’nin eşine yazdırdığı gerekçesiyle Ankara 8. Ağır Ceza Mahmesi’nde yargılandı. Milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle dava dosyası TBMM’ye gönderildi.
SSK Bomonti’deki ilaç fabrikasına 1992 yılında 10 hemşerisini işe aldı.
Kılıçdaroğlu, 4 yıl önce yapılan bir sınavı esas alarak 37 kişiyi hastane müdürlüğüne atadı.
1998 yılında sınavsız olarak 444 kişiyi açıktan atadı.
Kılıçdaroğlu, 1992 yılında göreve başlar başlamaz kurumun Finansman Dairesi Başkanlığı’nın olmadığını söyleyerek daire başkanlığını 1993 yılında kurdu. Memuru dahi olmayan Finansman Dairesi’ne emekliliğine kısa bir süre kalan hemşerisini başkan olarak atayarak yüksek maaşla emekli olmasını sağladı.
1998 yılında ÖSYM ve Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptırılan sınavlarda ne gibi yolsuzluklar yaptı.
Müfettiş soruşturma raporlarında yolsuzlukları tespit edilen daire başkanlarını görevden almadı. Usülsüzlük ve ihmal suçlarından yargılanan iki personeli ise daire başkanlığı görevine atadı.
Kılıçdaroğlu, SSK’da göreve başladığında işveren prim borçları 8.76 trilyon TL iken görevden ayrıldığı 1999 yılında 25 kat artarak 220 trilyon TL’ye ulaştı.
Kılıçdaroğlu bir yıl süreli olarak devlet tarafından görevli gönderildiği Fransa’da yasadışı örgüte ait olan bir enstitüye gittiği iddia edildi.
SSK Kartal Hastanesi onarımı ihalesi yolsuzluk yaparak hemşerisi Şahin Güven’in hastane onarımında bir deneyimi olmayan şirketine verdiği iddiası.
CHP’den önce DSP’den aday olan Kılıçdaroğlu eski bakan Nami Çağan’ın milletvekili adayı ilan etmesine rağmen listeye alınmadı. Bunda dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in en çok hassasiyet gösterdiği konuların neden olduğu iddia edildi.
CHP Genel Başkanlığı’nı düşünmüyorum
Kılıçdaroğlu İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nı (İSMMMO) ziyaretinde gazetecilerin ‘CHP Genel Başkanlığı’nı düşünüp düşünmediği’ sorusuyla karşılaştı. Kılıçdaroğlu ‘Hayır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını düşünüyorum’ dedi. Kılıçdaroğlu, o yönde bir talep geldi mi sorusuna da ‘Onu bilmiyorum. Zaman zaman arkadaşlar dillendiriyorlar ama...’ cevabını verdi.
Kendisini soruşturan daireye başkan atandı
BAŞBAKANLIK YDK’nın SSK raporunda yine görevi suistimal ve ihmal suçlamasıyla yargılanan iki personelin Kılıçdaroğlu tarafından görevden almak yerine daire başkanlığına atandıkları belirtildi. Soruşturma yapılan bir personelinde hakkındaki soruşturmayı yürüten daireye başkan atanması dikkat çekiyor. YDK raporunda Kılıçdaroğlu’nun işleme almadığı iki ‘dosya’ için şunları kaydedildi:
‘Bakanlık Teftiş Kurulu’nun 04.04.1997 tarihli ve 1 sayılı kurum teftiş kurulunun da 09.05.1997 tarih ve 4 sayılı soruşturma raporunda haklarında görevi ihmal ve görevi suistimal suçlarından savcılıklara suç duyurusunda bulunulan ve yargılanmaları devam eden personelden biri soruşturma ve dava konusu olan işlemlerin yürütüldüğü daire başkanlığına 20.08.1997 tarih ve 13.11.1997 tarihli, bir diğeri başka bir daire başkanlığına 04.09.1997 ve 22.01.1998 tarihli SSK Yönetim Kurulu kararı ile önce vekil daha sonra asil olarak atanmıştır.’
Raporda ayrıca ‘Kurumda daire başkanlığı ve şube müdürlüğü gibi üst görevlere asaleten ya da vekaleten atanacakların, haklarında disiplin kurullarınca veya yargı mercilerince soruşturma yapılmakta olmayan ve olumlu sicil almış bulunan kişiler arasından seçilmelerine özellikle önem ve özen gösterilmesi temenni olunur’ dendi.
(Star)
Herseyden biraz..
| 13 Mart 2009 Cuma
Malum bu aralar bazı sebeplerden (sınavlar,işlerin yoğunluğu vs.) çok fazla yazma fırsatı bulamıyorum ve gündemin gerisinde kalabiliyorum :) Bunun çözümünüde şöyle buldum bir yazı yazarım herşeyden biraz içine koyarım :) begenen alar geder , begenmeyen bırakar kaçar :p
Açıl CHP açıl
bildiğiniz üzere yakın geçmişte siyasi gündemimizde sadece Ergenekon mevzusu varken gündeme bir bomba düştü. CHP'nin çarşaf açılımı !
CHP şunu diyordu : Arkadaşım çarşaflı olabilirsin , dünya görüşün bu olabilir yalnız bir şartla kamusal alana giremezsin , herkes gibi vergini verirsin , oğlunu doğuya askere gönderirsin toplumun bir parçası olabilirsin ancak kendin gibi düşünen birisi ile kendini mecliste temsil ettiremezsin.
Buna rağmen CHP ye çarşaflı vatandaşların katılımları oldu. oldu ki , buna ilk başta akıl sır erdirememiştim ancak çok geçmeden kokusu çıktı. CHP ilgili kişilerin partiye üye olduğu ilçede (sanırsam Fatih) bu çarşaflı katılımcıların bir yakınını aday göstermeyi vaad etmiş bunun gazı ile çarşaflı vatandaşlar partiye katılmış ve bu olay işin "aday" bölümü gösterilmeden "her kesimden partimize rağbet var" şeklinde medyaya yansımış ve çok geçmeden olayın kokusu çıkmıştı. CHP aday göstermesi gereken çarşaflı vatandaşların yakınını aday göstermeyince Çarşaflı vatandaşlar kazan kaldırmış ve nihayetinde rozetleri çıkartmak suretiyle "kandırıldık" diye yaygarayı basmışlardı.
aslında bu parti içinde gerek aktif vazife alan (Nur Serter,Canan Arıtman vs.) kişilerin veya pasifte babadan CHP'liyik mantığı ile hareket eden seçmenlerin bir kısmını içten içe sevindirmiştir bile diyebiliriz zira bu çarşaf açılımı esnasında aktif siyasilerden bazıları buna parti içi ağır bir muhalefet göstermiş , Byekal'ı eleştirmek suretiyle "Atatürk'ün çizgisinden sapıldığı" öne sürmüştü.
Çok geçmemişti ki Kocaeli belediye başkan adayı Sefa Sirmen'in "Kuran Kursu" açılımı geldi. sanmayın başkan adayı semt semt gezerek kurs açtı , Kuran kursu ziyaret etti. elbetteki seçildiği takdirde her mahalleye bir Kuran Kursu açılacağını vâad etmekle yetindi. ki bu kadarı bile yine kıyameti koparttı. Zira parti adaylarının bu açılımını olumlu bulduğunu belirterek desteklerken yine parti içi muhalefet "Tekke ve zaviyeler" dönemine dönmekle itham ettiği bu açılımın mimarlarını yerin dibine sokmuştur.
Aslında bu video bile kendi içlerinde , Namaz , Kuran , Ezan gibi değerlere nasıl baktıklarını ifade ediyor. CHP milletvekili Necla Arat'ın katılım gösterdiği Üniversiteli kadınlar derneğinde yapılan bir söyleşiyi izlediğimiz video'da kadınların din , ezan , kuran gibi değerlere karşı açık tutumlarını görebiliyorsunuz.
Şimdi bu video'yu izledikten sonra siz gerek çarşaf açılımı , gerek Kuran kursu açılımı ve gerekse Kılıçdaroğlu açılımının samimi olduğuna inanabiliyormusunuz ?
Kılıçdaroğlu'nun nesi var dediğinizi duyar gibiyim ki hemen belirteyim. CHP tarafından dürüstlüğün sembolü olarak kakalanmaya çalışılan kılıçdaroğlu yolsuzluklara savaş açmışken CHP'li Mehmet Sevigen'in milyon dolarlık vurgununa nedense hiç ses çıkartamadı , ve hatta seçimlerde önlerine çıkmaması için bunu en azından seçimlerden sonrasına kadar gizlemeye çalıştığı yönünde haberleride "oldumu şimdi kemalim" başlığı ile haber sitelerinde okuduk izledik.
Aslında kılıçdaroğlu'nun macerası bu kadarla da kalmıyor. Kendisi bildiğiniz üzere almanyada görülen ve iktidar partisi AKP ile ilişkilendirilmek üzere çok gayret gösterilen Deniz Feneri e.V davasına izleyici olarak katılmak üzere almanyaya gittiği sırada "PKK'lılarla" görüştüğü tespit edilmişti. Hatta öyleki bu bir iddia değil açık bir tespitten ibaretti . şöyleki kullandıkları araç hız sınırını aşmış ve alman trafik polisi aracı durdurmuş aracın içindekilerin isimlerini tutanağa yazmış ve cezayı kesmiştir. Aracın nerden geldiği konusu bu trafik olayından sonra gün yüzüne çıkmıştır ki araç almanyada bir randevu evinde gelmekteydi.
Bunun yanında Kılıçdaroğlunun SSK genel müdürü olduğu döneme ilişkinde ilginç iddialar söz konusu , Batman SSK'dan PKKya para aktarıldığı, SSK ya ait telsizlerin PKK dan çıkması, bazı PKK lıların SSK da işe alınması gibi iddialarda kılıçdaroğlu hakkında ortaya atıldı.
Bu iddiaların tamamına baktığımızda da görüyoruz ki kılıçdaroğlu hiçte öyle CHP'nin lanse etmeye çalıştığı gibi iyilik havarisi dürüstlük sevdalısı birisi değil.
Kaldı ki "34'te 34" adı altında istanbul için seçim projelerini anlatan kılıçdaroğlunun en büyük projesinin "metrobüs 1 TL olacak" vaadi olduğunu düşünürsek , bir önceki seçimlerde "mazot 1 TL olacak" söyleminde bulunanlarla kaderinin bir olacağını düşünebiliriz.
Kılıçdaroğlu , Kadir Topbaş için "gelsinde eşiyle metrobüse binsin" demek gafletinde bulunuyor. bunun nedeni herhalde metrobüsün çok kalabalık olmasıdır ki bu aslında bir bakıma Topbaş'ı takdir etmemiz gerektiğini gösterir. öyle bir şey yapmiş ki halk demekki akın akın rağbet gösteriyor. bunun yanında eğer halk düzenli şekilde metrobüse binemiyor da sıkış tepiş biniyorsa , bir sonraki metrobüsü beklemek yerine diğer vatandaşları rahatsız ederek tepelerine çıkıyorsa bunda topbaş'ın ne günahı var. sırf bu yaşanmasın diye adam metrobüsümü kaldırsın ? Kaldıki metrobüs sayesinde 3-4 saat otobüslerde eve dönüş çilesi çekenler. artık evlerine 20-30 dk aralığında ulaşıyorlar.. hayatında ilk defa metrobüse binen kılıçdaroğlu topbaş'a yüklenmek için metrobüsteki yoğunluğu gösteriyorsa bu onun ne kadar vizyonsuz olduğunu gösterir.
Kaldı ki "34'te 34" seçim kampanyasında 34 plakalı istanbul için 34 projeden bahsediliyor. işte size bir kaçı ..
1- yoksul ailelere 600 tl maaş (haberi yok sanırım ama hükümet bunu son 7 yıldır yapıyor)
2- ücretsiz mezar tapusu (ben öldükten sonra aslında bu hiçte umrumda olmayacak)
3- ilk 3 ayda belediyeyi şeffaf hale getirmek ( önce bi CHP yi şeffaf hale getirseniz nasıl olur ? kaldı ki bu objektif olmayan subjektif olan ve tamamen sizin varsayımınız olan bir iddia ki proje bile sayılmaz)
4- Kent yoksulluğunu bitirmek (Nasıl yapılacağı konusunda hiçbir fikri olmadığı kanaatindeyim. içi boş bir iddia olarak değerlendiriyorum)
5- İstanbuldaki ölü alanları kültür ve sanata kazandırmak ( Boğaza nazır yaşayan burjuvacıklar unutulmamış)
6- kömür yerine doğalgaz dağıtmak (Hayırdır bizim bilmediğimiz bir yerde doğalgaz rezervlerinizmi var? , yada rusya seçim kampanyanıza destekmi oluyor?)
7- engellileri üretim zincirine dahil etmek (Nasıl yapılacağı hususunda hiçbir fikri olmadığını düşündüren bir içi boş vaad daha)
8- ulaşım 1 TL olacak (doğalgaz bedava madem ulaşım neden parayla buda bedava olsaya)
Ben kılıçdaroğlu ile topbaşı yan yana koyduğumda..
Topbaş'ın yaptıklarını anlattığını , kılıçdaroğlunun ise ya içi boş yada nasıl yapacağını kendisinin dahi bilmediği şeyleri vaad ettiğini , subjektif konuştuğunu ve ortaya proje olarak koyduğu şeylerin öyle proje denilebilecek şeyler bile olmadığı sadece bal yapmayan arı misali bir vızıltıdan ibaret olduğu kanaatindeyim.. Kaldıki Kılıçdaroğlunun seçim otobüsüne binen 65 yaşında nineleri yaşındaki CHP üyesi çarşaflı kadını bile dövmekten çekinmeyen CHP'lileri görünce anlıyoruz ki başkan ayrı telden , taban ayrı telden çalıyor. kendi içlerinde dahi bir düşünce, vizyon, misyon, ideal, amaç birliği içinde değiller, genel seçimlerde de seçimi kaybedeceksiniz diye bağıran bir vatandaşı Baykal'ın gözü önünde ana avrat küfrederek dövdüklerini hatırlarsak CHP nin mantelitesi ve demokrasi tutumunu anlamış oluruz.
Bence CHP şimdiden İstanbul'u kaybetmiştir. Bu sözü ikibinyedi yılının mart ayının yedinci günü söylüyorum. ikibindokuz yılının mart ayının otuzuncu günüde gerçekleşeceğini düşünüyorum.
Ömrümüz varsa hepberaber göreceğiz..
Azerbaycan Bayragini Karabag`dan asacagiz
Azerbaycan, hocalı katliamı, hocali | 26 Şubat 2009 Perşembe


Bugün kü yapım ne yazık ki 1992 kışındaki ağlayan çocuk kadar naif ve kırılgan değil. Şimdi daha hırçınım ve sanırım daha agresifim..
İşte belki bunun için ne zaman ki "Çırpınırdı Karadeniz" türküsünü dinlesem aklıma önce hocalı geliyor.. sonrada 2007 yılında tanıdığım ve çok sevdiğim dostum arkadaşım , iktisad hocam Server Qurbanov geliyor..
Turkiye`de Ordu
Ordunun gerekliliği, Ordunun misyonu, Türk Ordusu | 24 Şubat 2009 Salı
Dünya üzerinde belkide ordusu olmayan ülke sayısı , ülkelerin tamamına oranla ya yok denecek kadar az , ya da iki elin parmakları kadar azdır diyebiliriz. Ordusu olmayan ülkeler arasında gösterilebilecek ülkelerin genel özelliklerine bakılacak olursa , kritik bir konumda olmamaları , dünya üzerinde ciddi siyasi - askeri , toplumsal roller üstlenmemeleri , misyonlarının olmaması sayılabilir. Bu tarz ülkelere ordu elbette gereksizdir ki bahçenin bir kenarında duran bir avuç çimen elbette dikkat çekmez. Ancak bahçenin orta yerinde duran bir demet gül bahçeye her bakanın dikkatini celbeder.
Türkiyede korunması gereken çok denge var , mesela sağ-sol , türk - kürt , müslüman - gayri müslim , laik - anti laik gibi dengelerin mutlak surette korunması gerekiyor. Zira ordusu olmayan ama bankası olan ülkelere örnek olarak sunulan isviçre'de bu bahsettiğimiz dengelerin hiçbirisi yok. Toplum belli bir fikir , düşünce ve oluşum etrafında toplanmış ve %90 oranında "aynı tip" yaşam tarzını benimsemiş farklılıkları olmayan yada çok az olan bireylerden oluşuyor. Dolayısı ile orduya değil bankaya yönelmeleri çok doğal , bir şekilde kendileri ile aynı ırktan gelen kardeş milletlerle birlikte yaşıyorlar ve toprakları dahilinde yüksek maden yada petrol gibi değerli emtiaları içeren kaynakları yok bu da doğal zenginliği olmayan yada çok az olan ülkenin farklı bir sektöre (bankacılık) yönelerek zenginlik elde etmesi o ülke açısından düşünüldüğünde normal karşılanabilir.
Ancak burada şu da bir gerçek ki isviçre'nin her iki dünya savaşına katılmaması "Ordusu yok ama ekonomisi sayesinde güçlü" izlenimi ile açıklanamaz. Zira 1. Dünya savaşı isviçre topraklarından çok uzakta ve isviçrenin hiçbir çıkarı olmayan , isviçre halkının davası olmayan bir konuda yaşanmıştır. Doğal olarak isviçrenin savaşa katılmaması elinde ekonomik bir güç olması ve bu gücün getirdiği rahatlıkla " ben katılmıyorum arkadaş" demiş olması nedeniyle değildir. 2.Dünya savaşına bakacak olursak nispeten 1.dünya savaşına göre çok daha yakınlarında ve çevresinde gerçekleşen bu savaşa da keyfi bir kararla katılmadıkları yönünde hiçbir işaret yoktur. zira hitler devasa ordusu ile tüm avrupayı postalları altında ezerken , zaten her ülkenin zenginliklerine konmuş ve isviçrede bulunan 3-5 kuruşa tenezzül etmemiştir desek daha doğru olur. Zira Hitler ordusunu bir hışımla yada ani bir kara kızgınlıkla isviçre üzerine sürse ne o bankadaki paralar kalırdı. nede isviçre ekonomik gücü ile hitleri durdurabilirdi.
Ordusu olmayan bir ülkenin 2 savaşa katılamamasındaki en mantıklı sebebin bu olduğunu düşünüyorum.
Kaldı ki Ordular daimidir ancak para daimi değildir. Bakınız dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz para babası isviçreyide vurdu. swissair , Servette futbol takımı , isviçre ekonomisi iflas bayrağını çekti. Yine ordusu olmayan isviçrenin kardeşi diyebileceğimiz isveçte ise hemen hemen tüm bankalar iflasın eşiğine geldi. eğer keramet parada ve bankada olsaydı. şimdi iflasın eşiğinde olan isveç isviçre gibi banka ve para yurdu ülkelerin dünyada kral olması , Orduya "ölü" yatırım yapan ülkelerinde aç kalması gerekirdi.
Demekki keramet parada değil , stratejideymiş.
Her milletin içinde fanatizm , holiganizm damarı kabarmış faşizane düşünen bireyler muhtemel ki vardır. bu bizim milletimiz içinde elbetteki böyle , en basitinden bir örnek verecek olursak 1950'li yıllarda yaşanan olayların anlatıldığı , Tomris Giritlioğlu'nun yönettiği "Güz Sancısı" filmi dahi tek bu sebepten ele alınacak olsa bile Ordunun gerekliliğini ortaya koyuyor. Şöyleki filmde bir siyasi partinin alt oluşumu " kıbrıs meselesi" sebebiyle memlekette yaşayan rumlara kin beslemeye başlıyor. ve artık öyle bir noktaya geliniyor ki rumlara ait iş yerleri , evler talan ediliyor saldırılıyor. imha ediliyor canlara kıyılıyor. Ve nihayetinde ordunun müdahalesi ile bu sona eriyor. Şimdi bir gayri müslim olduğunuzu düşünelim bir ülkede yaşıyorsunuz . Dininiz milletiniz farklı ama o ülkede doğmuş orada büyümüşsünüz , ve o milletin yerlisi olan arkadaşlarınız dostlarınız ahbaplarınız var. Hayat çok güzel.. Ancak düşünün gün geliyor belli bir faşizan emel etrafında toplanmış bir topluluğun saldırısına uğruyorsunuz , malınız canınız ve mukaddesatınız tehlike altında tek başınıza varlık gösteremiyorsunuz. zira siz 1 kişi karşınızdakiler 10 bin kişi.. işte bu yanlışa sizce hangi güç dur diyebilir ? Yumurta kapıya dayandığında yada artık empati yapıp düşüncelerin konuşulacağı dialog ortamı bir şekilde kaybolduğunda ve artık dialog sayesinde kurtulacağınız umudu kalmadığında kontrolsüz ve yanlış kullanılan kötü güce karşı mutlak surette sizi koruyacak iyi bir güce ihtiyaç vardır. Bunu kimse inkar edemez.
Kaldı ki bu ülkede zaman zaman , sağ sol kavgası zaman zaman alevi sünni zaman zaman faşist sosyalist kavgası çıkartılmaya çalışıldı. kimisini ordu bastırdı. kimisinin ise sadece ordunun varlığı ve birazda sağduyu ile başlamadan önü kesildi.
Ordu bu ülkede 3 kez müdahale yaptı. 2 si darbe bir diğeri post modern balans ayarı. darbe zamanlarında biz yoktuk. onun için gerekliliği konusunda tecrübelere değil okunan izlenen ve değerlendirilenlere dayanarak konuşabiliyoruz. ancak 28 şubatı yaşadık. bu noktada ordunun haklı olduğunu düşünmesemde bu ordunun olmaması için bir sebep değil. Orduyu belkide en acımasız eleştirdiğim zamanlarda bile varlığını tartışmak hiç akıl kârı görünmedi bana.
birde olaya dış devletler , ve terör açısından bakacak olursak , ordunun niçin varolduğunu ve olması gerektiğini daha iyi anlayabiliriz kanaatindeyim. Şöyle ki Etrafımız değişik milletlerle , ırklarla çevrili herbirinin dili başka dini başka , yani coğrafyada bir ırk birliği yok. Tam bir din birliğide olduğu söylenemez zira bizimle aynı dinde olan iran suriye ve ırak komumuz ama onların İslam anlayışı ile bizimkisi çok farklı sanki iki farklı din kadar.
Şimdi deniliyor ki yunanistan suriye iran ırak vs. Türkiye'yi istila edemez. Peki madem öyle biz neden bir kurtuluş savaşı vermek durumunda kaldık ? Yunanına , Fransızına , İtalyanına , Ermenisine , İngilizine karşı biz niçin savaştık. Bu ülkeler bize ordumuz olduğu halde saldırmaktan çekinmezken şimdi diyebilirmiyiz ki ordu fuzulidir gereksizdir. parasıyla banka alınsın. hiç makulmudür bu düşünce ?
hiçbir milletin tamamını kökten bunlar kötüdür diyerek yok sayamam yada hiç bir milleti bunlar iyidir diye kökten kutsayamam her milletin içinde iyiside vardır kötüsüde vardır. lakin şu bir gerçek ki kürt kökenli vatandaşlarımızın içinde de durum böyledir.
Olaya şu açıdan bakalım. Türk Ordusunun PKK'ya karşı verdiği mücadele normal iki ordunun savaşı gibi değildir. Zira bu tanım itibari ile savaş bile değildir. Ordu'nun yaptığı savunmadır. Öyle ki ETAya karşı mücadele veren İspanya , IRA'ya karşı mücadele veren ingiltere bu savaşta pes etmiş. ancak biz bunu yapmamışız. hala devam ediyoruz. "1 avuç militan" denilsede biz teröristlerin gerilla savaşı tarzındaki üslubuna onlar gibi karşılık vermiyoruz. Bu nedenle başarısız addedilmeye çalışılsakta gerilla savaşında başarılı sayılmanıza esas olan kriter 3 askere karşılık 1 gerillayı etkisiz kılabilmenizdir. Bu uluslararası askeri başarı kriteri olsa da bizdeki oran biraz değişik. biz bugüne kadar feda ettiğimiz her askere karşılık 9 terörist almışız. Olaya bu açıdan bakıldığında Türk Ordusunun , başarılımı başarısızmı olduğu subjektif değil objektif değerlerle gözler önüne serilmiş olur.
Kaldı ki , çok kozmopolit bir coğrafyadayız. Öyle ki her milletten dostumuz olduğu gibi aynı milletlerden düşmanımızda mevcut. Bugün PKK'yı sadece özgürlük isteyen kendi çabaları ile dağa çıkmış teröristler gibi algılamak insanın gerçekler karşısında kulağının üstüne yatmasıdır . Gerçekleri görmezden gelmesidir. Zira yunanistanın , Suriyenin bir dönem PKK'ya destek verdiği aşikardır. ve hatta PKK itirafçılarının pkk kamplarına amerikan silahlarının amerikalılarca getirildiğini belirttiği itiraf kasetleride daha hafızalarımızdadır. Amerika Türkiyeyi işgal edemez. Suriye işgal edemez. yunanistan işgal edemez şu edemez bu edemez demek Ordunun varlığını tartışmaya açmak için yeterli derecede gerekçeler değildir.
Eğer çevremiz dostlarımızla çevrili olsaydı. Biz kurtuluş savaşı mücadelesi vermek zorunda kalmazdık. Öyle bir gün geldiki bu milletin canından çok sevdiği vatanı kurbanlık koyunun boğazlandığı gibi pay edilipte saldırgan ülkelerce kendi aralarında üleşilmedimi ?
Çok genç bir millet ve çok genç bir devletiz. 85 yıl insanlar için uzun bir süre olsada devletler için çok kısa sayılabilir. Şimdi 85 yıl önce başına geleni devlet yok saysın ve ordusunu tasfiye etsin demek. Dünü unut , gözlerini yum ve işgalden zevk almaya bak demekle aynı kapıya çıkar.
Hele ki , Türkiye'nin dünya siyaset arenasında hızla yükseldiği şu günlerde , Ortadoğuda lider ülke konumunda olması ve bu konumun gerektirdiği hem diplomatik hem askeri güce sahip olması gerekirki , uluslararası arenada , varlık gösteren her ülkenin ordusu olmak zorundadır.
Kaldı ki , türk ordusu tasviye edilsin diyenlere bir bakmak gerekir. acaba aynı öneriyi kendi milletlerinin orduları içinde öneriyorlarmı ? yoksa o bahis açıldığında top tacamı atılıyor yada boş alanda kısa paslaşmalarla zamanamı oynanıyor ?
Ararat'ın bu tarafında gözü olan Ermenistan , Vadedilmiş topraklar rüyasıyla Güneydoğu bölgesine göz diken İsrail , Ege bölgesindeki adalarla yetinmeyip anadolunun ege kıyılarında ve trakyada gözü olan yunanistan , israil ingiltere ve sair dış mihrakların ara gazıyla kürdistan kuracağız diye doğu anadoluyu kaosa boyamaya kalkan PKK , ve amerika gibi görünürde dost , aslen düşman olan milletler çevremizdeyken birde orduyu tasfiye ederek onlara davetiyemi çıkartacağız .
5500 yıla yakın Türk tarihi boyunca bir bakılsın. Hangi Kurulan Türk devletine dışarıdan saldırı olmamış ve hangisi orduya lüzum duymamış ? Zahiri veya batini , gizli veya açık her saldırıya göğüs germek mecburiyetinde olduğumuz şu coğrafyada heleki bor madenleri , toryum madenleri ve molibden madenleri gibi enerji kaynakları tespit edildikçe , topraklarınıza saldırılması için illa petrol yuvası olması gerekmiyor..
İşte bu gibi sebeplerden dolayı Ordunun varlığı asla ve kat'a zati kanaatimce tartışmaya açık değildir. ancak derseniz ki ordunun mantalitesini , sivil hayata bakış açısını , ordunun olması gereken yerde olup olmadığı , siyasete karışıp karışmayacağı hususlarını , ordunun düşünce yapısını konuşalım tartışalım bu konuda her zaman ordunun mevcut yapısına muhalif birisi olarak dahi rıza gösterebilirim.
Ama her ne olursa olsun varlığı asla tartışılamaz kanaatindeyim..
Heleki şu ekonomik kriz bile gösterdi ki , amerika gibi dünyanın süper gücünde bile batan bankaları ve paraları uc uca eklesek buradan plüton'a beş şeritli yol olur. ama o kadar para bir gece içinde çıkan bir krizle uçtu gitti.
Bakarsanız görürsünüz , ordu hala yerinde ve 800 bin neferi ile siperde..
Para uçar gider.. Bilek gücü daima yerindedir.
Eskisehirspor ya da Es Es
Anadolu Yıldızı, Eses, Eskisehir, Eskisehirspor, Eskişehir, Eskişehirspor, Kırmızı Şimşekler | 22 Şubat 2009 Pazar
Belkide dünyada en ateşli taraftarı olan takımlardan birisidir Eses , çünkü bir şehir kenti olmanın yanında kırmızı ve siyah renklerden oluşan bir tutkudur. Eses'li olmak için eskişehirde doğmak , yada hayatının bir kısmını herhangi bir sebepten dolayı eskişehirde geçirmek yeterlidir. Zira gerek şehrin , gerekse eses'in kendine has o atmosferine kapılmamak elde değildir. ve siz farkında bile olmadan bir tane kırmızı siyah çubuklu eses forması yada eses atkısı ile kendinizi stadda buluverirsiniz.
Eskişehirspor Fethi Heper'i 2 kez , Ömer Kaner'ide 1 kez gol kralı çıkartmayı başarmıştır. Öyleki "Kırmızı Şimşekler" halen memleketin bir çok şehrinde seveni ve taraftarı olan yegane takımdır.bunu sen istedin bende yaziyorum.
| 17 Şubat 2009 Salı
Ben icimde cok isyanlar biriktirdim. Cok seye karşı ve hepsi sadece içimde kaldı. Zira içimde kaldıkları sürece ben onlara hükmettim , eğer bir anlık gafletle onları dışa döksem artık dönüşü olmayacaktı hiçbir şekilde ve artık onlar bana hükmedecekti.
insanın günü oluyor. Allah'a bile isyan etme noktasına gelebiliyor. Hayatın bir sınav olduğunu , herşeyin bir plan dahilinde vuku bulduğunu unutup o anki esbaba takılabiliyor. Yada insan kazandıklarını kendinden kaybettiklerinide sevmediği birisinden bilip bunun hesabını sormak cürreti ile kazan kaldırabiliyor.
Zira mevcudiyeti sonsuz kainatın yanında hiç hükmünde olan birisi olarak diyebilirim ki , buraya kadar gelen kim olduğunu tahmin ettiğim , ancak benim burada yazdığımı nereden hatırladığı konusunda hiçbir fikrim olmayan , kendi hezeyanlarını , bana mâl etme serkeşliği içerisinde bana "yayınlamayacağımı bile bile" 2 hakaretamiz yorum bırakan şahsa demek isterim ki ,
İçinde isyanların vardı sen , Bastıramadın.
Bir evliliğin vardı kaprislerinle Bozdun,
Sen bir köşede hiçbir maceranın ve mücadelenin içine girmeden , topluma insanlığa ve en azından çevrene bir ışık , bir düşünce , bir fikir , bir insiyatif , bir alternatif ve bir katkı bile sağlamadan bencil hedonist ve ben merkezci bir düşüncenin tam orta yerine kendini yerleştirmiş ve kendi isyanı altına ezilmiş olabilirsin.
Hayatımda üstümde birden fazla vicdan azabının , üzüntünün ve isyanın olduğu bir dönemde bende ruh yapısı olarak sarsılmış ve senin frekansına kaymış yada yaklaşmış olabilirim.
Ancak bil ki mevcut durum dahi şahittir , sen olduğun yerdesin ben o günlerin çok uzağındayım.
Sen seni suyun dibine çeken ayağındaki yüke sım sıkı bağlısın. boğuluyorsun farkında değilsin. Ben kendi ipimi kendim kesmişim suyun üstündeyim..
Sen hayata katamadıklarının , hayatın başkalarına kattıklarını gördükçe histeri krizleri ile bana , ona , buna , önüne gelene tut ki yoldan geçen herhangi birine saçı sakalı boyu kilosu yada herhangi bir niteliği ile alay geçerek saldırabilirsin.
Ama bu senin kaliteni ortaya koyar. Zira bizde geçer akça zahiri değil batinidir. görünen ve afaki olan değildir. hoşgörüdür , tanımadığın birisi ile asansörde kibarca selamlaşmak kadar iç ısıtıcı bir nezakettir. insani özelliklerin insana verdiği gönül rahatlığıdır.
Ne ben eşimle , nede eşim benimle ne yüz güzelliği ne kaş ne göz nede ten sevdası ile evlenmedi. Zira biz biliyoruz ki bundan 10-15 sene öncesinin dünya güzelleri bugün yüzüne bile bakılmayacak durumda.. Sanıyormusun ki hep bu yaşında hep bu şartlarda kalacaksın.. İşte bundandır biz gelip geçici olana değil. birbirimizde kalıcı ve değişmeyecek olanlara baktık.. Güleryüze , bir selama , hoşgörüye , nezakete ve birde aşk'a..
Fatih aile mahkemeleri ve sen iyi bilirsin ki birbiri ile kaşı gözü için evlenenler nikah memurundan sonra boşanma davası açmak için soluğu mahkemelerde alır. O koridorlarda beklerken bile hiç düşünmedinmi nerede yanlış yaptığını yoksa her zaman ki ve şimdiki gibi suçu başkasında arayıp kendini en masum yerine koyarak kolaya kaçmayamı seçtin ?
Beni "Sahte Müslümanlık" ile itham etmişsin. eğer ben sahte bir müslümansam , bundan ne ben ne sen nede müslümanlık bir fayda görmez. Kaldı ki içimi okuyabilecek kapasiteninde sende olmadığını düşünecek olursak durum biraz daha ortaya çıkacaktır. "Kişi nasılsa , başkasınıda öyle zanneder"
eğer ben sahte bir müslümansam , bunun hesabı seninle benim aramda değil. Allah'la benim aramdadır. Hayat benim hayatım, bana verilmiş bir sınavsa , bunu da bana ancak bana veren sorar. Senin ne kapasiten ne de yarı şizofren histerik düşünceler yumağı beynin kendi yarım kriterleri ile beni birşeyle itham etmeye kalkmasın.
Unutma ki , sen henüz yeni ateist olmuşken bile ben demiştim sana bari başörtünü çıkartta , ters bir hareketini gören seni müslüman bilmesin diye.. sende bana örekeden özgürlük okumuştun kim ne karışırmış diye ..
Şimdi sana iki şey , sen bile inanmadığın bir dinin örtüsünü örtmekle bile sahte müslüman olmadın. Ben inandığım her şeye gönülden inanarak ve yapmaya çalışarakmı sahte müslüman oldum ?
Sana bunu sık sık demiştim , şimdi yine demek gerektiği için diyorum
"Beni kendinle karıştırma "
Zira sen kaybedensin .
Ben herkesin savunmadan umudu kestiği anda saldırıya geçen bir ecdadın torunu olarak , mücadeleme devam ediyorum.
içimdeki karanlıklar için bir ışık yaktım. karanlığın üstüne üstüne gidiyorum.
ve ben hiç olmazsa insanlığımı muhafaza edebiliyorum hala , gayet beşeri ilişkiler kurabiliyor , insanlara çıkarcı yaklaşmıyor , sevinip üzülebiliyor , sevebiliyor , evlenebiliyor ve düşünebiliyorum.. hayata birşeyler katabiliyor ve hala mutlu olabiliyorum..
Ben isyanlarımı tek tek asıyorum. senin gibi esiri kalmıyorum.
ve son olarak sana ne diye hitap edeceğimi bile bilemiyorum , eğer hayata senin baktığın duygusuz düşüncesiz hedonist ve bencil pencereden bakılarak birşey denilecek olsa bunu en iyi anlatacak ifade sanırım " et parçası" demek olurdu..
Zira ruh olmayınca bedende o kişi insanda olamıyor ve sadece maddeden ibaret kalıyor. İşte buda senin madden , ha kasabın rafında duran kanlı bir et. yada sen.. aynı..
Diyet 3
Diyet, esteworld, Kilo Kontrolü, MLS, Rejim, Sağlıklı Beslenme, Yemek | 16 Şubat 2009 Pazartesi
Evet Sevgili arkadaşlar , diyet maceramızın 3 bölümünde bizi bekleyen konularımız diyeti neye göre yapıyoruz. Diyet neden işe yariyor ? işe yarama mantığı nedir ?
Diyet 2
Diyet, esteworld, kilo, Kilo Kontrolü, mide balonu, mide kelepçesi, MLS, Rejim | 8 Şubat 2009 Pazar
Evet bir önceki yazımda size yarın 3 haftalık diyet maceramdan bahsedeceğim dediğim ancak bir şekilde 1 hafta geciken o yazıyı şimdi yazma fırsatı buluyorum ,
Bir önceki yazıda belirttiğim gibi uzun bir arayışın ardından kilo vermek için diyet yapmadan hiçbir yolun tam ve doğru bir sonuç vermeyeceğini geç idrak etmiş birisi olarak anladım ki diyetten kaçış yok.
E o zaman dedim madem durum budur. ister istemez yapacağız. İlk gün diyet uzmanım Fatma Arslan hanımefendi ile bir görüşme yaptık. Bu görüşmede bir günün nasıl geçtiğini neler yediğimizi ne aralıklarla yemek yediğimizi fln konuştuk. Ben diyetten önce genelde kahvaltıyı iş yerinde poğaça-çay fln şeklinde geçiştiriyordum. Öğle üzeri ya birşey yemiyor ya da dışarıda kır pidesi vs. gibi yiyeceklerle geçiştiriyor akşam yemeğinde ise eşim tarafından hazırlanan çorba makarna yemek vs. gibi hemen hepimizin akşam önüne gelen yurdum yemekleriyle iktifa ediyordum.Gördüğünüz üzere gayet dengesiz bir beslenme ile mevcut kilolar üstüne kilolar ilave ederek yola devam ediyordum.
Diyetisyenim Fatma hanımla bir program yaptık. Bu programu gördüğümde şunu düşünmüştüm. neredeyse ağzım hiç boş kalmayacak tıka basa yiyecek ve kilo verecektim öylemi ? olay bumudur ve sevmediğim yiyecekleri değil hergün yediğim o yiyecekleri yiyeyecektim. Şaşırdım ve bunun mantık olarak mümkün olmayacağını düşündüm. Ancak ilk haftanın sonunda 4 kilo yağ erittiğimi , vücudda düşük olan su seviyesinin yükseldiğini ve 2,4 kg kas yaptiğimi gorunce dedim durmak yok yola devam :)
Bu beni manyak derecede kamçıladı. Bir ara hatta mls'e gerek yokmuş aslında diyetlede eritebilirim diye düşünsemde yinede mls'den vazgeçmedim zira mls'de kilo almama garantisi söz konusu ,
Fatma hanımla ilk görüşmemizin sonucunda bana verdiği program şu şekildeydi.
Kahvaltı : 1 haşlanmış yumurta , 2 kibrit kutusu kadar B.peynir , 4 ince dilim ekmek , 7-8 zeytin , 1 su bardağı yoğurt , bolca salata , şekersiz çay
Ara Öğün : öğle yemeğine 1-2 saat kala bir adet meyve
Öğle yemeği : 1 su bardağı yoğurt , 5 ince dilim ekmek , 7-8 yemek kaşığı sebze yemeği (yada 10-15 yemek kaşığı bakliyat yemeği) , bolca salata ,
Ara Öğün : 1 porsiyon meyve
Akşam yemeği : 1 kase çorba , 7-8 yemek kaşığı sebze yemeği , salata , yoğurt , 4 ince dilim ekmek
Ara Öğün : 2 porsiyon meyve
Bu listeyi gördüğümde hayret ettim ve bu benim 2 günlük yemeğim :) bu kadar şeyi yiyeceğim ve kilo vereceğim öylemi ? demiştim ve bana evet demişlerdi. Dedim herhalde maytap geçiyor :)
ve ilk haftanın sonunda tekrar Fatma hanımla görüştüğümüzde gerekli ölçümleri yaptık ve ben inanamadım resmen kilo veriyordum :) ve normalde yediğimden daha fazla şeyi yiyerek.
Bu beni psikolojik olarak fevkalede etkiledi :) ve tetikledi içine giremediğim gömleklerin bana 1 karış bol geldiğini görmek , bana manyak moral verdi.
:) Yazın ortalarında yada sonuna doğru herhalde sanırsam ideal kilomda ve üçgen vücuduma kavuşmuş olacağım :)
Diyet yapmak isteyen arkadaşlara tavsiyem mutlak surette bir uzmanla görüşmeleridir. Zira bir sonraki yazımda , diyet yaparken dikkat edilecek hususlar , neye göre diyet yapılıyor , diyet yapan kişiye verilen yemekler , neye göre tespit ediliyor gibi hususlardan bahsetmeye çalışacağım.
Saygılar ;)
50 Liralık Fatma Aliye Hanım Mevzusu
50 lira, 50 TL, Fatma Aliye, Fatma Aliye Hanım, Yeni Paralar | 3 Şubat 2009 Salı
Bilindiği üzere , YTL yavaş yavaş misyonunu tamamlayarak yerini hayatımıza yeni giren TL'lere bırakmaya başladı. Açıkcası bu TL'ler hakkında kiminin olumlu , kimininse olumsuz düşünceleri var şahsım adına konuşacak olursam ben fevkalade olumlu buluyorum. Yenilik daima iyidir. Ayrıca arka yüzünde Ord.Prof Cahit Arf'ın silüeti bulunan 10 Liralarında hayranıyım. Gerek renk gerekse de düzenleme olarak çok etkileyici buluyorum. Matematiğe olan ilgim ve Ord.Prof Cahit Arf'ında matematik dehası olması beni bu 10 liralara daha bir ısındırdı diyebilirim.
Ancak yazının başlığından da anlayacağımız gibi mevzumuz 10 lira değil , 50 lira . Önyüzünde M.Kemal Atatürk'ün arka yüzeyinde ise ilk kadın roman yazarı Fatma Aliye hanım'ın resmi bulunan turuncu paralardan bahsediyoruz.
Mesela yılbaşından itibaren paralar aktif olarak hayatımızda yer aldığından beri sevenlerindende sevmeyenlerindende çeşitli görüşleri dinleme fırsatım oldu. Mesela sevenler , paranın küçüklüğü , minimalist çizgide dizayn edilmesi , yenilik oluşu gibi nedenlerden dolayı bu yeni paraları seviyor. Sevmeyenlerden bir kısmı , Eski paraların heybetli ve güzel olduğu , yeni paraların her birinin farklı boyutlarda olmasından dolayı bir tomar farklı paranın sayılmasının zor olduğu , 5 lira ile 50 liranın karıştırılma olasılığından dolayı yeni paraları sevmediklerini söylemişlerdi .
Açıkçası bence sevende sevmeyende bu konuda haklıydı.
Ancak 50 TL için öyle bir mevzu ortaya atıldı ki , resmen kan donduracak derecede bağnazlık , Atatürk Yalakalığı ve tribünlere oynama kokuyordu.
Mevzu şu ki efendim Atatürk devrimlerini içine sindirememiş , Atatürk'e muhalif olmuş , laikliği benimseyememiş , Ahmet Cevdet Paşa gibi bir osmanlı paşasının kızı olan Fatma Aliye'nin resmi nasıl olurda paraya konulurmuş ?
Pardon neden konulamasın ?
Paraya resmi konulan kişilerin laik olup olmaması yada Atatürkçü olup olmaması veyahut Atatürke muhalefet etmemiş olması şartı aranıyorda bizimmi haberimiz yok ?
Fatma Aliye Hanım'ı paranın arkasında görüyor olmanızın nedeni onun dünya görüşü ve düşünceleri değil , onun hayatına sığdırdığı ve ilk kadın romancı olmakla bunu devam ettirmek gibi hayatına sığdırdığı başarılarıdır.
Kaldı ki Atatürk'e muhalefet etti diye Fatma Aliye Hanım Merhum'un mezarındaki kemiklerini dahi onun gıyabında linç etmek isteyen , Atatürkçülükten habersiz Atatürk Yalakaları farkında olmayabilirler lakin , Atatürk her dediğinin tasdik edildiği değil eleştirildiği ve kendisine muhalefet edilen bir meclis düzeni için çalışmış ve bu minvalde çok partili döneme geçmiş ve hatta o dönemde yakın silah arkadaşlarından bazılarını başka bir parti kurmak için teşvik etmişti.



